27 Mayıs Darbesi

“Astığınız rahmetli Adnan Menderes değil, Fatin Rüştü Zorlu değil, Hasan Polatkan değil, astığınız devlettir, devleti astınız.” (HÜRRİYET GAZETESİ ANKARA TEMSİLCİSİ SEDAT ERGİN MÜLAKATI- 17 MAYIS 1995)

Demirel, 27 Mayıs ihtilali olduğunda Devlet Su İşleri Genel Müdürü idi. Darbe sonrasında istifa ederek askere giden Demirel, askerlik sonrası Adalet Partisi’ne üye olur ve 1962 senesinin sonbaharında Adalet Partisi ilk büyük kongresinde genel idare kuruluna seçilir.

Demirel, siyasete girme nedenini soranlara söyle derdi:

“Türkiye kalkınmasını devam ettirmeliydi. Rahmetli Adnan Bey’in bayrağı yere düşmüştü.

Demokrat Partinin taşıyıp getirdiği demokrasi ve kalkınma bayrağı, bu ülkenin halkının bayrağıydı, o yerde kalmamalıydı. Bu hareketi götürmeyi kendime bir nevi vicdan meselesi saydım. Yıllar sonra “Bu mücadeleye niye girmedim?” diye bir vicdan muhasebem olmamalıydı.

Rahmetli Menderes, bir Türkiye aşığı, bir Anadolu aşığı, bir vatan aşığı, bir millet aşığı idi. Milyonların sevgilisi bir insandı.

Rahmetli Menderes’i asmasa idiler, ben siyasete girmezdim.”

Demirel’in 27 Mayıs Darbesi ile ilgili değerlendirmeleri özetle şöyledir:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile idare yetkisi hanedandan millete geçmiş yani o zamana kadar yönetilen kişi yöneten olmuş, yani kişi vatandaş olmuştur.

‘Kişi’liğe alışmış kimseye, “hadi sen vatandaşsın” demekle mesele bitmiyor; o, kendi sorumluluklarını ve kendi haklarını iyi bilme, onlara sahip çıkabilme kültürüne, eğitimine getirilmedikçe, ‘kişi’den ‘vatandaş’a dönmek o kadar kolay bir şey değildir.

İkincisi, halkın kendisine geçen bu iktidarı kullanabilir hâle gelmiş olmasıdır o da çok partili hayata geçiştir. Çok parti yoksa demokrasiden bahsedemezsiniz. Çok partili hayatla birlikte cumhuriyetimiz demokratik cumhuriyet olmuştur. Yalnız, çok partiyi Türkiye’nin aydınları sevmediler. Neden sevmediler? Osmanlı idaresinde iktidar hanedanındı, ama hanedanın etrafında kalemiyye, seyfiye ve ilmiyye diye gruplar vardı. İktidarı fiilen yürüten onlardı. Çok partili hayatla birlikte bunun içine bir de halk dahil oldu; kasketli, şalvarlı, eli nasırlı adamlar dahil oldu. Türkiye bunu kaldıramamıştır ve “Bunların seçtiği adamlar ülkeyi nasıl idare edecek? Bunlar ne bilsin seçmesini?” “Halk yönetilmek üzere yaratılmıştır.” denmiştir.

Eğer bir ülkede elit, yani aydın dediğimiz kişi kendi halkında ülkeyi idare idrakiyle, şuurunu görmüyorsa kendi halkına ülkesini idare etme yetkisini tanımıyorsa, o takdirde bu rejimi götürmek mümkün değildir.

Üçüncüsü, demokrasiyi bilmiyorsunuz, demokrasinin gelenekleri yok; iktidar-muhalefet münasebetleri, basın-iktidar, basın-muhalefet münasebetleri bunların hiçbirisinde henüz kâfi tecrübeye sahip değilsiniz.

Bu nedenle çok partiyi yürütemedik. Çok parti 10 sene zarfında ihtilâle dönüştü. İhtilâl dediğiniz olay bir defa oldu mu, ondan sonra olmaya devam eder. Çünkü üstün irade aşılmıştır, anayasa aşılmıştır.

Binaenaleyh, eğer 27 Mayıs 1960 müdahalesi olmuşsa, bu aslında hem rejimin iflasıdır hem de çok partinin iflasıdır.

1960 müdahalesi, biçimi ve sonuçları itibariyle, millet iradesinin üstünlüğünün, millî egemenliğin hiçe sayılmasıdır. Bu itibarla, bir yandan demokratik rejimi zedelemiş, bir yandan da temsilcilerine karşı girişimi ve reva gördüğü haksız muamele nedeniyle milletin gururunu incitmiş, benliğini yaralamıştır.

Yorum bırakın