Nazmiyanım

Sevdiği renk, eşinin sevdiği.

Sevdiği müzik, eşinin dinlediği.

Sevdiği yer, eşinin gittiği.

Hamzakoy dahil…

İyi günde kötü günde’nin yemini.

*

Ve deniyor ki…

Hayatını kaybetti.

*

Yaşadı mı hayatını?

Mecburcu ömürde…

Var mıydı böyle bir tercih şansı?

*

Onca yalaka.

Bir sürü tantana arasında.

Mutfağında, tek başına.

Sessiz, sakin, mütevazı bir kadın.

*

Unutmak en iyisiydi sanırım…

Sildi hafızasını, hatırlamadı.

Düşündükçe…

Yüreğine diken batıyor insanın.

Gül reçeli’ydi o Ankara’nın.

Bundan 6 yıl önce kaybettik Nazmiye Demirel’i. Ne güzel yazmıştı Nazmiyanım’ı Yılmaz Özdil… (O günlerde Hürriyet Gazetesi’nde yazıyordu)

Ölüm yıldönümünün 6. yılında Nazmiye Demirel Hanımefendi’yi rahmetle anıyorum. Ruhu şad olsun. Allah rahmet eylesin.

“SİYASETİN HEM İÇİNDEN HEM DIŞINDAN” adlı kitabımda Hanımefendiyi şöyle anlatmıştım:

“Salonda gezinirken bir gazete kupürü ilişir gözünüze; çerçevelenmiş ve hediye edilmiş, altında bir de şiir vardır. Nazmiye Demirel, ağlamaktadır. Eşinin, hanımefendiyi anlattığı satırlar gelir aklınıza, “Yaşamımı dolduran eşimdir. Eşim bana güç ve kuvvet verir. Sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi yürekli insanlar olarak paylaştık. Evliliğimin her dakikası güzeldir. Her güne şevkle başlarız, sevinçle bitiririz.”

Seçimden, demokrasiden, hukuktan, elektrikten, sudan, sanayiden, kalkınmadan başka bir söz duymadığınız ev sahibinin bu duygusallığı ve romantizmi şaşırtır sizi. “Her güne şevkle başlatabilmek, sevinçle bitirebilmek,” bir eş için ne güzel bir iltifat, bir evlilik için ne güzel bir tanımlamadır.

Üstelik bu evlilik tekdüze ve sakin geçmiş bir evlilik de değildir. 12 Aralık 1948 tarihinde başlayan birliktelik, ne sıkıntılar, ne bilinmezliklerden, ne fırtınalı günler geçmiş, her defasında sığınılan sakin liman, aynı çatının altı olmuştur.

Evin hanımefendisi, 7 kez başbakan olarak yolcu ettiği eşini 6 kez başbakanlığı bırakmış olarak karşılamıştır. 11 parti kongresi heyecanını eşiyle paylaşmıştır. 6 milletvekilliği, 5 yerel seçim ve birçok ara seçim sonucunu parti genel başkanı eşi olarak beklemiştir. Siyasi yasakların kalkması için yapılan referandum gecesi gibi birçok gece yaşamıştır. Bir ihtilal, bir muhtıra görmüş, 12 Eylül 1980’de yapılan müdahaleyi eşiyle birlikte karşılamıştır. Ev sahibi o anı şöyle anlatır: “Ben alt kattan üst kata çıktım. Eşime olanı söyledim, ‘Böyle böyle bir durum var, sen burada kal, bu çeşit hareketlerde sonra ne olacağı belli olmuyor.’ ‘Kesinlikle kalmam!’ dedi. Kalmazsan, hadi bakalım toparlan gidelim.”

“Toparlan gidelim,” gidelim de,  nereye? Orası belli, ne olacağı değil, Niçin gidelim? Orası belli, nedeni değil. Eşinin tüm çabalarına şahit olmuş biri olarak, bu haksızlık, bu korku ve bu meçhul içinde nasıl hazırlanmıştır, ne düşünmüştür? Bilinmez.

Böylesine hızlı, böylesine yoğun, bazen sevinçli, bazen korku dolu yıllar boyunca eşinin yanında olmuş gerçek bir hanımefendidir o. Eşinin işlerine evin üst katında karışmış, fikir beyan etmiş, alt kata inince benimsemese dahi eşinin yanında olmuştur. Eşini olduğu gibi kabul etmiş yönlendirmeye ve değiştirmeye kalkmamıştır. Eşi için anlam taşıyan hiçbir eşyaya ve nesneye dekoratif kaygılarla bile olsa müdahale etmemiş, evin bazen bir köy kahvesine dönüşmesine dahi ses çıkarmamıştır.

Gerçek bir hanımefendi, örnek bir eş, herkesin sevgi ve saygısını, -korkudan değil, hak ederek- kazanmış muhterem bir insandır o.”

Düşündükçe…

Yüreğine diken batıyor insanın.

Gül reçeli’ydi o Ankara’nın.

Düşündükçe benim de yüreğime diken batıyor.

Yorum bırakın