Demirel, 5 Şubat 2003 tarihinde Güniz Sokak’taki evinde konuklarıyla geçmişin muhasebesini yaparken oturduğu koltuktan dışarıyı göstererek söyle demişti:
– 40 sene hizmette bulunup da sokağa bu kadar yakın kimse yok. 40 senelik hizmetimde, iyiliğim de, kötülüğüm de oldu. Ama kamunun menfaatine bildiğim şeyleri yaptım.
Allah bize çok geniş bir alanda hizmet verme imkanı verdi. Her şeyi ben yaptım demiyorum. Sizle yaptık bu kavgayı. Ben bir hareketin mihmandarlığını yaptım. Hem de zor şartlarda yaptım. Boğaz Köprüsü, Keban Barajı, yetmiş dört üniversitenin elli yedisinde imzamız var. Bazıları kadir bilmezse bilmesin. Türkiye bizim kıymetimizi hep bildi.
Demirel sokağa bu kadar yakın oturabilmesini çok önemsiyor ve anlamlı buluyordu. “50 sene bu hizmetlerde bulunup da sokağa bu kadar yakın oturabilmek önemlidir, bundan memnunum,” derdi.
Bu ülkede yıllarca siyaset yapmış, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak aldığı kararlarla insanların yaşamlarını etkilemiş bir kişinin, sokağa 20 metre uzaklıkta oturabilmesi demokratik rejimin güzelliği olduğu kadar o kişinin de başarısıdır.
Sokağa 20 metre uzaklıkta oturabilmesi, siyaset ve hizmet yaşamı boyunca gayrimeşru ve kural dışı hiçbir yola tevessül etmemiş olmasının mükâfatıdır.
Demirel, etik bir liderdir.
Sokağa 20 metre mesafede oturabilmesini, kendisine oy versin vermesin kimseye karşı kin ve intikam duygularıyla hareket etmemiş olmasına da borçludur.
1965 seçimlerinde %53 oy alarak başbakan olduğunda oy aldığı kitle, 1960 ihtilalinden zarar görmüş ve moda deyimle mağdur olmuş bir kitleydi. Türkiye, başbakanı, bakanları asmış bir ihtilalin kırıp döktüğü bir ülke idi. Böyle bir ortamı, gücünü pekiştirmek, oy tabanını toplu tutmak için siyasetine malzeme yapmamıştır.
Demirel, o dönemin bölünmüş Türkiye’sini bütünleştirmiş olmasını ülkeye yaptığı maddi hizmetlerden daha önemli saymıştır.
12 Eylül darbecileri tarafından Hamzakoy ve Zincirbozan’da hürriyetinden mahrum bırakılmış olmasına rağmen mağduriyet edebiyatı yapmamıştır.
“Bunlar, bizim demokrasimizin geçtiği merhalelerdir. Benim görevim, Türkiye’de halkı, devleti, Silahlı Kuvvetleri, devletin bütün kurumlarını, hepsini kucaklaştırmaktır,” diyen Demirel, askeri müdahalelerden büyük zarar gördüğü halde halkla asker kurumunu karşı karşıya getirmemiş ve kendisi de müdahaleyi yapanları ve orduyu birbirinden ayrı tutmuştur.
“Türkiye bağırsaklarını temizliyor,” denilen dönemde, “Asker senin askerin, onun ikinci bir hükümeti yok, senin de ikinci bir askerin yok, askersiz bir ülke olmaz, askerinizi iyi anlayın ve askerinizi onurlu tutun, askerinizin prestijini sarsmayın,” diyen yine Demirel olmuştur.
Cumhurbaşkanlığı dönemi boyunca tüm karar ve eylemlerinde, icraat ve beyanlarında tarafsız olmuş, herkesi ve her düşünceyi kucaklamıştır. Ortaya çıkan siyasi krizleri aşarken, verdiği kararlarla kimi zaman kendi kurduğu partisini karşısına alma pahasına bu tarafsızlığına gölge düşürmemiştir Türkiye’nin birliğini, beraberliğini ve iç barışını korumayı her şeyden önemli görmüştür.
Demirel az yapmıştır, çok yapmıştır, doğru yapmıştır, yanlış yapmıştır ama bir şeyi hiç yapmamıştır: Ne halkı devlete karşı ne de kendisine oy veren kitleyi, vermeyenlere karşı hiç kışkırtmamıştır.
Demirel, kendisiyle, tarihiyle, milleti ve devletiyle dost bir liderdi…



