Ak Parti İstanbul’u Neden Kaybetti?

Uzun, kudretli ve mutlak bir iktidar dönemi ülkeyi yönetenlere, sandığın sesini dinlemek yerine nefsinin sesini dinlemek gibi bir yanlışa düşürmüştür. Çareyi sandığı tahrip etmek gibi yanlış bir yerde aramışlardır.

“Demokrasi” dediğimiz olay, bir monolog” değildir, bir diyalogdur. Yani, sen konuş, sen dinle; yani sen çal, sen oyna; böyle şey değildir.

Demokrasi denen olay, halkın hür iradesine ve halkın hür vicdanına dayanacaktır ve her ikisi beraber fonksiyon ifade edecektir.” (10 Mart 2003)

31 Mart’ta Sayın İmamoğlu kazanmıştı. Devlet gücünü kullanarak bu seçimi iptal ettiniz. İptal gerekçesi bulmak için bin dereden su getirdiniz. Vatandaş şu soruyu sordu kendine; “Ekrem İmamoğlu’nun yerinde Binali Yıldırım olsa idi bu seçim iptal edilir miydi? Binali Yıldırım’ın elinden mazbatası alınır mıydı? Önemli olan bu soruya vicdanlarda verilecek cevaptı. Siz bu halkın ilim değilse de irfan sahibi olduğunu unuttunuz.

“Hak sağduyuludur, çoğunluk sağduyuludur. Çoğunluk aldanmaz.” (23.10.2002)

Elinden aldığınız Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası değil, milletin hakkı, hukuku idi.

Halkın iradesini yok saydınız, oyuna ipotek koydunuz. Oyları saydınız, bir daha saydınız, bir daha saydınız, baktınız olmuyor tartmaya kalktınız. İşte burada yanıldınız. Bu halk şimdi size şunu öğretti: Oylar tartılmaz; sayılır.

Bu millet kendisini kişi olmaktan çıkaran, vatandaş yapan oy hakkını ve bu hakkın sağladığı gücü her zaman korumuştur.

Hakkın, hukukun, adaletin hakim olduğu, korkusuz yaşamak istediğiniz bir Türkiye istiyorsanız, sözün sizde başlayıp, sizde bittiği bir Türkiye istiyorsanız, istediğinizi seçme, istediğinizi göreve ge­tirme, istediğiniz zaman görevden götürme hakkının sizde olmasını istiyorsa­nız, bu hakka sahip çıkmanız gerekiyor. (25 Temmuz 1987- Kütahya)

Sandık sonuçları üzerinde ayrıcalıklı yaklaşımlar içine bir kez girilirse iş artık keyfiliğe dönerdi. Böyle bir keyfiliğe cevaz verilse idi her gücü yeten sandıkla oynamaya kalkardı.

“Hakkınıza sahip olursanız, şahsi ve keyfi idare önlenir, hak arama yolları açılır, kamuoyu etkinlik kazanır. Ülkeyi idare edenleri, sorumsuz hareket etmekten kurtarır, sorumlu hareket etmeye icbar edersiniz.” (16 Mayıs 1987-Sakarya)

Demokrasilerde, her vatandaş bir oy sahibidir; her oy eşit hakka, eşit yönetim hukukuna ve eşit ağırlığa sahiptir. Kullanılan geçerli oylar arasında üstünlük farkı yoktur.

Halk için demokrasi demek günlük hayattır, somut bir kavramdır. Kurumların, yetki ve sorumlulukları dışına çıkmasından endişe ve rahatsızlık duyar.

Sokaktaki adam için demokrasinin anlamı değil işlevi önemlidir. Demokrasi demek onun için oy demektir. Neredeyse 150 yıllık seçim geleneğimiz var. Siz bunun önemini anlamadınız.

Demokrasilerde, ebedi iktidar, sadece, milletindir; millet iradesinindir.

“Mahkeme kadıya mülk değildir. Dünyanın her yerinde, demokrasinin acımasız kuralı şudur. Yapamayan gider, yapacak olan gelir. Anahtar budur.” (Sabah-7 Mart 2002)

Millet iradesinin üzerinde hiç kimse, hiç bir kurum yoktur. Milli iradeye zorla yön verilemez.

Sonra, İstanbul halkı ilk kez belediye başkanı seçmiyordu, son 50 yılda 12 kez seçim yaptı. Bu telaş, bu öfke niye? Neyin ortaya çıkmasından, neyi kaybetmekten korktunuz da halkı bu kadar korkuttunuz?

Binaenaleyh İstanbul seçmeni kendi adına asaleten Türkiye adına da vekâleten keyfiliğe, adaletsizliğe ve haksızlığa razı olmayacak vicdana sahip olduğunu göstermiştir. Bu vicdan Türkiye’nin vicdanıdır.

Bundan sonra ne olur diyorsanız; Güzel şeyler olacaktır. Her seçim Türkiye’ye iyi şeyler getirmiştir. Pek çok şeyin içinden seçimle çıktık. Ülke yine kendi yolunu düzeltecektir. (TV-8 – 26 TEMMUZ 2002)


30 Ocak – 2 Şubat 1995 Hindistan Resmi Ziyareti- Tac Mahal

Yorum bırakın