Cem Boyner, Demirel Ve Yeni Partiler üzerine…

Bir siyasi partinin seçmenden oy alabilmesi için iyi bir lider, iyi bir kadro ve iyi bir söylem yeter mi? Yetmez. Yetse idi Cem Boyner ve Yeni Demokrasi hareketi başarılı olurdu. Denebilir ki bunlarla birlikte zamanlama ve atmosferin de uygun olması gerekir. Başarı için bu da yetmez, yetse idi, İsmail Cem ve Yeni Türkiye Partisi başarılı olurdu.

Her iki hareketin içinde o dönemin en donanımlı kadroları, en yeni fikirleri ve arkalarında da müthiş bir medya destekleri vardı ama olmadı, olamadı.

Olamadı çünkü siyaset ürettiler ama siyaset yapamadılar.

Cem Boyner, eğitimli, genç, başarılı ve zengindi. Kamuoyunun bildiği bir isimdi. 1991 seçimlerine giderken kadrosunu ve kendisini yenilemek isteyen Merhum Demirel’in kadrosuna almak istediği isimlerden birisi de Cem Boyner’di.

Demirel, Cem Boyner’le görüşmüş ve kendisini partiye davet etmişti ve hatta Cem Boyner’in babasından da kendi deyimiyle Cem’i istemişti ama bu isteği kabul görmemişti.

Yeni Demokrasi Hareketi’nin parti haline dönüştüğü 1994 yılı Aralık ayı sonları idi. Cumhurbaşkanı Demirel gazetecilerle görüşüyordu. Bir gazetecinin “Cem Boyner olayını ciddîye alıyor musunuz? Cem Boyner hareketi Türkiye’de bir zemin bulabilir mi? şeklindeki sorusunu şöyle cevaplamıştı:

  • Türkiye’de siyasî parti kurmak serbesttir ve herkes nasibini alır. Ne kadar çok kişi, “Ben, Türkiye meseleleriyle meşgul olmak istiyorum, bu meseleleri bilirim, hallederim,” iddiasında ve mücadelesinde bulunursa, yarış o kadar iyi olur.

Aynı gazetecinin üç yıl önce Demirel’in davetini kabul etmeyen Cem Boyner’in şimdi neden siyasete girmiş olabileceğini sorması üzerine Demirel şunları söylüyordu:

  • Canım niye kafanıza takıyorsunuz, fevkalade iyi bir şey. Genç bir adam çıkmış “Ben de Türkiye’ye hizmet edeceğim,” diyor. Enver Paşa gibi Ankara’ya bir yürüyüş yapıp, “verin iktidarı!” demiyor.

Gazeteci Özlem Gürses Tatar’ın yazdığı alanlarında başarılı olmuş kişilerin başarısızlık hikâyelerini içeren “Bazen Olmaz” adlı kitapta Cem Boyner, iyi şeyler düşünüp, iyi şeyler istediklerine göre sonucun da iyi olacağını zannettiğini ifade ediyordu.

 “İş hayatında ürünün, hizmetin ve fiyatın iyi olması halinde müşteri malın değerini bilir ve alır,” diyen Cem Boyner, doğru şeyler söyler ve yaparsak karşılığını görecekleri yanılgısına düştüklerini söylüyordu. (Aynı kitapta Cem Boyner, “o zamanlar dinin cemaatlerce temsil edilmesini bir özgürlük alanı olarak görüyordum. Yanılmışım,” diyor. Bunu da bir dipnot olarak belirtmekte fayda var.)

Peki, parti kurma çalışmaları yaptıkları söylenen Davutoğlu veya Babacan başarılı olabilirler mi?

Seçmen çakılı çivi değildir. Seçim sonucunu belirleyen yüzer gezer oylardır, kızgınlardır, küskünlerdir.

Başarılı olmaktan anladığımız veya kast ettiğimiz seçim sonunda ülkeyi yönetmeyi tek başına üstlenmekse bu oldukça zor gözüküyor. Ancak siyasette dengeleri değiştirmek ve dâhil olduğu ittifaka kazandırmak açısından etkili olacaklardır.

Yorum bırakın