Partiler, Bir İhtiyaçtan, Bir İsyandan, Bir Haykırıştan Doğmalı ve Halk Kurmalıdır.

Ahmet Davutoğlu veya Ali Babacan parti kurarsa ne olur?

Partileri halk kurmalıdır. Partiyi halkın kurması demek ülkenin ihtiyaç, özlem ve taleplerinin, parti kuracak kadroların kapısına dayanması demektir.

Parti kurucuları bu ihtiyaç, özlem ve talepleri iyi anlar, bunları çözebilecek güçte ve yetkinlikte olduğuna kitleleri inandırır, varmak istedikleri hedefi siyasetin diline çevirebilir, kitleleri harekete geçirecek tonda ve tarzda söyleyebilirse başarılı oluyorlar.

Ahmet Davutoğlu’nun öncelikle bagaj sıkıntısı var.

“Her şeyi ben bilirim” tavrı içinde ders verir gibi bir hitabeti var. Halkın yanına inmek değil halkı yanına çekmek, halkı dinlemek değil, kendinin dinlenmesini ister gibi bir tavrı var. “Manifestomu açıkladım benden günah gitti,” diyor. Manifestosundan kimsenin haberi yok.  Manifestonun bir derdi olur, bir isyanı, bir haykırışı olur.

Davutoğlu, kendisi gibi bir değerin, en son okuduğu kitap Cin Ali olan kadrolar tarafından ayakaltı yapılmasını hazmedememiş gözüküyor. Ama şunu bilmiyor: Halk değeri bilinmedi diye kimsenin ardına düşmez. Seçmen gıcılayan kağnıya biner ve “benim bu işten ne yararım olur,” diye bakar.

Demirel, halkın bu bakışını Güniz Sokak’ta şöyle anlatırdı:

  • Abdülhamit, 33 sene imparatorluğu idare etti, Balkanları, İsrail’i, Kosova’yı elinde tuttu. Harbiye, tıbbiye, mülkiye okullarını açtı. Bu millet cenazesinde “10 paraya ekmek yediren padişahım,” diye ağladı.

 Gelelim Ali Babacan’a; “Babacan tipik bir bürokrat, iyi bir ikinci adam, liderlik vasfı yok,” deyip geçmeyeceğim.  Merhum Özal da öyleydi.  Taç giyen baş akıllanır. Liderliğin tanımını değiştirir, kendini lider gösterebilirsin. Bunlar değil sorun. Sorun Babacan – Gül ilişkisidir. Gül bu olayın perde arkasında kalırsa iki cambaz bir ipte oynamaz. Güç paylaşılmaz. Perde önüne çıkarsa Recep Tayyip Erdoğan – Abdullah Gül mücadelesinin sertliğine dayanamaz. Sayın Erdoğan’ın kızgınlığının ve söyleyeceklerinin ayarı yoktur. “FETÖ’nün siyasi ayağı nerede? diyordunuz, işte size siyasi ayağı…” der mi der.

Parti bir ihtiyaçtan, bir isyandan, bir haykırıştan doğmalıdır.

Bu ülkede 7,5 milyon çocuk yeteri kadar et, süt, yumurta yiyemiyor, her dört gençten birisi işsiz.

Fakir doğup fakir ölen insanlar ülkesi olduk.

Bir araya gelemeyen insanlar ülkesi olduk.

Başı sürekli dertte olan bir ülke olduk.

İsyanımız buna, haykırışımız bu yüzden olmalıdır.

Yaşadığımız çağa ve geleceğe uyumumuzu sağlayabilecek şekilde örgütlenmiş akıllı bir devletin, varlıklı ve huzurlu vatandaşları olarak yaşamak istiyoruz.

Türkiye’yi bütünleştirmek, toplumsal refahı ve adaleti sağlamak için ne yapacağını, nasıl, ne zaman ve hangi kadroyla yapacağını belirtecek bir yapılanmaya / partiye / oluşuma / ittifaka ihtiyacımız var.

Üslubu, politikaları ve kadroları bu topraklar üzerinde yaşayan hiç kimsede endişe, korku, şüphe ve tedirginliğe neden olmayacak bir yapılanmaya / partiye / oluşuma / ittifaka ihtiyacımız var.

Yorum bırakın