2003 yılı Ağustos ayında bir süre İstanbul’da kalan Merhum Demirel ayın sonunda Ankara’ya dönmüş ve Güniz Sokak’taki evinde misafirleriyle sohbet ediyordu.
Ağustos ayındaki İstanbul ziyaretinin etkisini hala üzerinde taşıdığı anlaşıyordu. Sanki sesli düşünür ve zamanın ötesine seslenir bir hali vardı. Yavaş yavaş konuşmaya başladı:
“Zaman ve mekânın anlamı yok,” dedi. “Onlara anlam kazandıran olaylardır.”
İstanbul’da 12-13 gün kaldım. Süleymaniye’yi ziyaret ettim. Mimar Sinan ücra bir köşede yatıyor, onu da ziyaret ettim. Üzüldüm. 400 tane böyle eseri var.
İstanbul’a su getirdi. “Kendisine abdest almak için su getirdi,” dediler ve soruşturma açtılar. 100 yaşında idi.
Menderes’i ziyaret ettim. O da hazin bir hikâye. Adı Süleyman değil ama ruhu Süleyman.
Özal’ın kabrini de ziyaret ettim. Siyaset insanları karşı karşıya getirir. Ama dostluk ayrıdır.
“Tarihimizde üç önemli adam ve üç önemli hadise var”
Birincisi: Alparslan ve 26 Ağustos Malazgirt zaferi.
Alparslan 10 bin kişi ile 100 bin kişilik orduyu yendi. Askere, “Komutanınız, Hz Allah’tır,” dedi. Bu komutana ne mutlu, bu askere ne mutlu. Beni üzen şey mezarının olmaması, sevindiren şey ise Malazgirt’te camisi açıldı.
İkincisi: Kanuni Sultan Süleyman ve 1526 Mohaç Meydan Savaşı.
Osmanlı 624 sene hüküm sürdü. Çok parlak adamlar geldi geçti. En müstesnası Kanuni Sultan Süleyman’dır. Keşke, oğlu Mustafa’yı öldürtmese idi.
Şairdi, Türkçeyi güzel kullanırdı. Alparslan ile aynı çizgiden geliyor. 500 sene evvel, Malazgirt’teki bayrağı, Viyana’ya dikti. Bunun şanına erişmek mümkün değil. Zigetvar’daki kale komutanının kulağını kestikleri haberini alınca, 3 bin km yol yaptı. 103 günde oraya vardı, kaleye askerleri çıktı. Kendisi kalenin alındığını göremedi. Zigetvar’da öldü.
Mitchell Komisyonu olarak İsrail-Filistin hadisesinin nasıl durdurulabileceğini araştırmak için İsrail’e gittik. İsrail eski başbakanı Ehud Barak bana, “Osmanlı iki pırpırlı bir onbaşıyla Ortadoğu’yu nasıl idare etmiş,” diye hayret ettiğini söyledi.
Dedim ki; “o koldaki iki pırpırlı şerit var ya, o Osmanlı İmparatorluğunun işareti. O, senin sandığın gibi küçük bir işaret değil, onun arkasında imparator var, onun arkasında hak var, hukuk var, adalet var. Yahudi’yi, Müslüman’ı ve Hıristiyan’ı bir arada yaşatan işte bu adaletti. Eğer o iki pırpıra bir zarar gelirse, zarar vereni anasından doğduğuna pişman edecek bir güç var, bir devlet var, bir otorite var, işte odur mesele…”
Üçüncüsü: Büyük Atatürk ve 1922 Başkomutanlık Meydan Savaşı…
Malazgirt’ten Viyana’ya kadar giden bayrak oradan Afyon’a kadar geri gelmiş ve “Alın bayrağınızı Anadolu’dan da gidin,” diyorlardı. Bunu diyenleri Atatürk çıkardı yurdumuzdan. Anadolu’dan gidersek 1000 yıl geriye gidiyorduk.
Ülkede, cehalet var, yoksulluk var, fukaralık vardı. Okul yol su elektrik lazımdı. Bu düşmanlarla mücadele yeni bir bayraktar istiyordu. O bayrağı taşıyan da Menderes’tir. Sonra bayrak bize geçti. Biz taşıdık. Turgut Özal da taşıdı. 80 sene zarfında çok şeyi başardık.

