
Burası Büyük Atatürk’ün mekânıdır. Buraya gelen herkes Cumhuriyetin bekçiliğini yapmıştır.
16 Mayıs 1993 tarihinde Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanlığı görevini Atatürk’ten devralınan bir nöbet olarak görüyor ve bu nöbeti şöyle yorumluyordu:
Cumhurbaşkanlığı görevini, Büyük Atatürk’ün mekânında tutulan bir demokrasi nöbeti olarak telâkki ediyorum.”
Demirel, Atatürk’ü ve başardığı işlerin büyüklüğünü ise şu sözlerle anlatıyordu:
“Atatürk’ün yaptığı işin ve başarısının büyüklüğünü anlamak için; Cumhuriyet öncesinde ülkenin ne kadar yorgun düştüğünü, ülkenin askerinin, silahının, hiçbir şeyinin kalmadığını, ülkenin çeşitli köşelerinin işgal edilmiş olduğunu; yani Atatürk’ün lisanıyla “ahval ve şerait”in ne olduğunu hatırlamak yeterlidir. Böyle bir “ahval ve şerait” karşısında dahi vatanın bölünmezliğini ve bütünlüğünü savunmak için yola çıkabilen bir liderdeki dehanın ve cesaretin boyutunu başka bir liderde bulamazsınız.”
Demirel, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ayakta durması ve çok şeyi başarmasının Atatürk’ün bu devleti kurarken temeline koyduğu prensipler ve ilkeler sayesinde gerçekleştiğini düşünmektedir. Demirel, bu düşüncesini şöyle açıklamaktadır.
Atatürk sadece vatanın düşman işgalinden kurtarılmasına ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına önderlik etmekle kalmamıştır. O yeniden hayat kazanan milletimize dünya üzerinde layık olduğu şekilde var olmasının yolunu da göstermiştir.
Zamanın karşıt ekonomik ve siyasi zihniyetleri arasında doğru ve gelişmeye açık olan hürriyetçi sistemi seçmiştir. “Her terakkinin ve kurtuluşun anası hürriyettir,” diyen Atatürk’ün, çağdaş toplum ve çağdaş devletin temeli olarak, Kurtuluş Savaşımızın dayanağı haline getirdiği milli egemenliğe verdiği önem, bunun delilidir.
Türkiye, cumhuriyet sayesinde evrensel hukuk prensipleriyle buluşmuştur. Bu, Atatürk’ün eşsiz dehasının en parlak ürünüdür. Irk, dil, din, mezhep ve cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm yurttaşların eşitliği ve özgürlüğü fikri; din ve vicdan hürriyetini de teminat altına alan laiklik anlayışı ve üniter devlet yapısı, demokratik cumhuriyet misakının temelini oluşturmaktadır ve milletimizin vazgeçilmez müştereğidir. Bu unsurlardan birinden vazgeçin, bu masayı tutan ayaklardan bir tanesinden vazgeçin, masa devrilir.
Atatürk Türk milletinin önüne, Cumhuriyetin ilelebet bekası için bağlı olması gereken ilkeler kadar, gerçekleştirmeye mecbur olduğu hedefleri koymuştur. Bunlar çalışma, üretim, zenginleşme, refah ve güçlü ekonomidir.
Atatürk’ü sevmenin gerekliliğini “Atatürk, bu ülkenin bin senede bir defa yetiştirdiği büyük kahraman ve dâhidir. Onu sevmek, bence birinci planda kadirşinaslıktır, ikinci planda akıllılıktır, üçüncü planda da insanlıktır,” sözleriyle dile getiren Demirel’e göre, Atatürk, milletimizin yetiştirdiği bir büyük dehadır.
Demirel, Atatürk’ün tartışılması ve eleştirilmesini şu sözlerle yorumluyordu:
Atatürk tartışılmasın falan diyen de yok. Eğer gücü yetiyorsa kim isterse gelsin tartışsın. Atatürk’ü eleştirmek isteyen varsa buyursun eleştirsin, burada bir tabu yok; ama neyi eleştirecek?
Binaenaleyh, zaman zaman çeşitli tartışmalar oluyor. Bence, bir milletin bin senede bir defa yetiştirdiği bir değere, yetiştirdiği bir kahramana eleştiri yöneltirken fevkalade dikkatli olmak lazım, insaflı ve vicdanlı olmak lazım, açıklıkla söylüyoruz.
Bir kahraman çıkmış, o ahval ve şerait içerisinde olan bir ülkeyi milletiyle kucaklaşarak kurtarmış. Buna kim ne diyecek? Bunun nesine ne diyeceksiniz?
Ve açıklıkla söyleyeyim; Atatürk’ün bu ülkeye yaptığını hiç kimse yapamaz. Eğer bu ülkenin insanları Atatürk’ten memnun değillerse, hiç kimseden memnun olmazlar.
Büyük Atatürk’e olan minnet borcumuz ebedidir, sonsuza kadar sürecektir.

