Adı Kemal Varımız, Yoğumuz

Cumhurbaşkanlığı görevini Atatürk’ten devralınan bir cumhuriyet nöbeti olarak gören Demirel, cumhuriyetin eğitim imkânlarından ve fırsat eşitliğinden yararlanarak geldiği cumhurbaşkanlığı makamında cumhuriyetin erdemini temsil ettiğine inanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ayakta durması ve çok şeyi başarmasının Atatürk’ün bu devleti kurarken temeline koyduğu prensipler ve ilkeler sayesinde gerçekleştiğini düşünmektedir.

Demirel, Atatürk’ü bu ülkede yaşayan herkesin benimseyip, seveceği ve etrafında kenetlenebileceği bir değer olarak görmüş, Atatürk’ü eleştirenlere de şöyle demiştir:

  • Büyük Atatürk’ü tabu sayan yok, üzerinde tartışma yapanlar olabilecektir, demokratik bir ülkede bunu doğal saymak lazım. Yalnız ne kadar tartışılsa gelinecek netice şudur: Bir millete 1000 senede bir defa bir Atatürk lazım olur; işte bu büyük millet onu çıkarmıştır. (10 Kasım 1992
  • Bence, bir milletin bin senede bir defa yetiştirdiği bir değere, yetiştirdiği bir kahramana eleştiri yöneltirken fevkalade dikkatli, insaflı ve vicdanlı olmak lazım. Eğer bu ülkenin insanları Atatürk’ten memnun değillerse, hiç kimseden memnun olmazlar. (10 KASIM 1993)

Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Atatürk’e ilişkin görüş ve düşüncelerini şu şekilde dile getirmektedir:

– Türkiye Cumhuriyeti “Vatan bir bütündür, parçalanamaz,” mücadelesinden doğmuş ve sağlam esaslar üzerine kurulmuştur.

Sevr yırtılıp atılmasaydı, yaşasaydı, Türkiye Kızılırmak kavisinde, ismi cismi olmayan,  tarihî bir imparatorluğun artığı küçük bir devlet olurdu. (10 Kasım 1993)

– Atatürk’ün cumhuriyetin temeline koyduğu akılcılığı iyi kullanmalıyız. Akılcılık, asra göre değişmeyen, her asırda lazım olan ve her asırda insanoğlunun eksiğini kapatan bir olaydır. Ülkenin yararı nerededir? Bu yarar hesaplanırken yüksek yarar hesaplanmalı, çok kısa vadeli yararlar, orta vadeli, uzun vadeli yararlarla değiştirilmemelidir. Bu yarar hesabında his değil akılcılık rol oynamalıdır. (10 Kasım 1994)

– Hem Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet, hem Atatürk devrimleri, geçmişe bir düşmanlık olarak değil, aksine Türk Devletini ilelebet yaşatmak için bulunmuş çareler olarak görülmelidir. (10 Kasım 1995)

– Bu yangının içerisinden bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkarılmıştır. İşte mucize budur. Bence bu mucizenin sırrı, Amasya Tamimi ile başlayıp daha sonra Erzurum, Sivas Kongreleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ile devam eden bir millî şuuru yapma hareketidir. Büyük Atatürk -ordu toplamaktan önce- milleti bir şuur etrafında toplamaya çalışmış, savaşı yapan savaşa enerji ve kudret veren de o güç olmuştur. Buna millî şuur diyoruz. Millî şuur varsa millî beraberlik olacaktır. (10 Kasım 1996)

– Cumhuriyetin laiklik vasfı anlatılırken, halkın dinî duygularını rencide etmek gibi fevkalâde yanlış birtakım izah tarzlarına gidilmemelidir. Laik devleti Müslümanlığa karşıymış gibi göstermek, cumhuriyete yapılabilecek en büyük sabotajdır. (10 Kasım 1997)

– Bernard Levis diyor ki,  “Cumhuriyeti -daha çok Atatürk için söylüyor- yaptıklarıyla değil de, yapmadıklarıyla değerlendiriyorsunuz. Yapmadıklarıyla değerlendirmek yanlıştır, bir de yaptıklarıyla değerlendirin. Yaptıklarıyla değerlendirirseniz çok başarılı bulacaksınız.” (10 Kasım 1998)

– Türk halkının büyük Atatürk’ün liderliğinde zaferle sonuçlandırdığı Kurtuluş Savaşı dünyadaki birçok halkın bağımsızlık ve kalkınma mücadelesine örnek teşkil etmiştir.

Bu vesileyle ülkenizin büyük şairi gazi Nazrul İslam’ın “Kemal Paşa” şiirinin şu anlamlı mısralarını bir kere daha hatırlamak istiyorum.

“İşte kahramanlar doğuran ananın korkusuz oğlu

Bizim de en büyük kardeşimiz, umudumuz

Adı kemal varımız, yoğumuz.

İşte kardeş kemal, vatanına delicesine âşık

Cesur, yeminli zafere ulaşmağa

Sen kemal, harikalar yarattın sen kardeş!

Harikalar yarattın sen kemal kardeş”

(Bangladeş Cumhurbaşkanı Shahabuddın Ahmed’in onuruna verilen akşam yemeği-31 Ekim 1999)

Yorum bırakın