Genç İşsizliğinin Sonu 7 Metrelik Duvarlarla Çevrili Evlerdir

2019 yılı Kasım ayı itibariyle ülke ekonomisi -özellikle genç işsizliği- üzerine yazmak istiyorum ama ben TOBB Başkanına hazırlanan metinler gibi güzel yazamayacağım için onun metinlerini de kullanacağım.

2019 Kasım’ında durumumuz:

Sefalet Endeksi’nde 62 ülke arasında 4. Sıradayız.

İnsani Gelişme Endeksi’nde 189 ülke içerisinde 64. Sıradayız.

22,5 milyon vatandaşımız açlık sınırı altında, 16 milyon yoksul var. İşsizlik yüzde 14’e, işsiz sayısı 8 milyona ulaşmış ve 3 gençten 1’i işsiz…

Şimdi 17 sene geriye gidiyoruz. 2002 yılı Mayıs ayındayız. TOBB Genel Kurulu var. “Ekonomi kötü,” demenin suç sayılmadığı zamanlar. Bay başkan, o günkü kötü ekonomik tabloyu aktarıyor ve dönemin iktidar kadrolarına bakarak şöyle diyor:

“Türkiye’nin ekonomik ve sosyal düzeyi, sizleri tatmin ediyor mu?

Bu durum binlerce yıllık tarihe ve kültüre sahip bir ulus için acı verici değil mi? Peki, bu durumdan kim memnun? Bizler değiliz…

 “Türkiye artık, “ben yaptım oldu” anlayışıyla yönetilemez.”

Türkiye artık, bütçe açıklarını kapatmak için, vergiden vergi almaya devam edemez.

Zenginleşmek için ekonomi pastasının büyümesi ön koşuldur. Büyümeyi sağlamanın yegâne yoluysa yatırımları artırmaktır. Hâlbuki Türkiye yatırım yapılabilecek bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bırakın yabancı sermayenin gelmesini, yerli sermaye yurt dışına kaçmaktadır.”

Bir yıl sonra 2003 yılındayız. Başkan, işsizliğe dikkat çekiyor.

“Ekonomik olduğu kadar sosyal nitelikli bir diğer sorunumuz da yüksek işsizliktir. Resmi rakamlarda 2,5 milyon kişi gözükmesine karşın, gerçekte işsiz olanların sayısının 5 milyonu geçtiği tahmin edilmektedir. İşsizlik halkımızın ve özellikle de gençlerimizin en önemli sorunudur. Fertler için olduğu kadar toplum için de çok yönlü bir tehlikedir. Temel siyasal ve sosyal bunalımların oluşmasında işsizlik her zaman önemli bir etken olmuştur. İşsizliğin çözümü için yatırımın önündeki engeller kaldırılmalı ve işgücü maliyetleri indirilmelidir.”

Aradan altı yıl geçiyor. Başkan yine işsizlikten şikâyetçi, “Her üç gençten biri işsiz artık,” diyor ve devam ediyor:

“Gençleri işsiz bir toplum, kalkınmanın değil köşe dönmeciliğin, hukukun değil kuralsızlığın, ahlâkın değil bencilliğin egemen olduğu bir toplum olur. Gençleri işsiz bir toplum, geleceğe umutla bakamaz. Bakın bizler, mahallede büyüdük. Sırt sırta vermiş evlerde komşulukla, saygıyla, muhabbetle büyüdük. Duvarlarla ayrılmadık, ortak sofralarda bir arada büyüdük. Ama geleceğe umutla bakamayan bir toplumun sonu, Güney Amerika gibi 7 metrelik duvarlarla çevrili evlerdir. Türkiye böyle bir geleceğe mahkûm edilmemelidir.”

Aşağıdaki soruyu TOBB başkanı (2002 yılında!) soruyor:

“Türkiye, içine kapanmış ve dünyadan kopmuş, hukuk ve demokrasiden uzak, geri kalmış ve yoksul bir ülke mi olmalıdır? Yoksa kalkınmış ve güçlü, insanları mutlu ve huzurlu, evrensel standartları yakalamış, dünyada sözü geçen büyük ve güçlü bir ülke mi?”

Ben sadece şu soruyu soruyorum:17 yılda bunların hangisi gerçekleşti? Hangisinde daha iyi bir noktadayız?

Sayın R. Tayyip Erdoğan -2012 yılında başbakan iken- ne diyor? “Kahve köşelerinde oturan insanımızı iş sahibi yapmak için artık kamu eliyle fabrika açma dönemi sona erdi.”

Cumhurbaşkanı olarak ne diyor:  “Efendim işte işsizlik var’, olabilir, her üniversiteyi bitirdiği zaman iş sahibi olacak diye de bir şey yok. Bunu dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.”

Doğru mu? Doğru. Devlet fabrika yapmaz. Üniversite iş bulmaz.

Devlet fabrika yapmazsa, özel sektör yatırım yapmazsa, üniversite çağın gereklerine uygun eğitimi vermez ve yönlendirmezse gençler ne yapacak peki? Gençlerin suçu ne? Bu ülkede doğmak mı?

 “İşsizsin sen işsiz kal,” diyemeyiz. İşsizliği sadece o bireyi ilgilendiren bir sorun veya istatistiki bir bilgi olarak göremeyiz. Görmememiz gerekir. Görmemeleri gerekiyor.

Fransız atasözü der ki: “İşsize şeytan iş bulur!”

Yorum bırakın