Öğretmen denilince aklıma ağabeyim gelir, yengem gelir. Tanırım nerede görsem bir öğretmeni. Öğretmen denilince aklıma ablam gelir. Severim bütün öğretmenleri.
Ağabeyim öğretmendi benim. Gümüşhane’de yatılı okumuştu. Çocuktu daha uçtuğunda iki dağın arasındaki bu küçük şehre. Yaz tatillerinde gelirdi sadece. Ondan öğrenmiştim; Kamberoğlu Turizm’i, Zigana Geçidi’ni ve geceleri yatakhanelerde yorganın altında küçülen cılız bedenleri…
Ondan öğrenmiştim; Teksas’ı, Tommiks’i, Zagor’u, Kaptan Swing’i ders kitaplarının arasında okumayı. Yine ondan öğrenmiştim; ‘Germinal’i, ‘Martin Eden’i, ‘Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ u. Ondan öğrenmiştim; debriyaj pedalından ayağımı nasıl kaldırmam gerektiğini. Bir yüzmeyi öğretemedi bana, bir de Kesikbaş Camisi’nin arkasındaki kayadan Yeşilırmak’a atlamayı…
Çankırı’nın bir köyüne tayin olmuştu ilk mezun olduğunda ve çok sevmişti onları. Un verirmiş köydeki komşusuna o pişirirmiş ekmeğini. Fareler yemesin diye tavana asarmış yiyeceklerini. Gülerek anlatırdı kocaman bir fare ile yaşadığı itiş kakışı.
Sonra tayini yaşadığımız ilçenin bir köyüne çıktı. Çarşamba günleri ilçede kurulan pazardan aldırırdı yiyeceğini ve gazetesini. Fırsat yarattıkça kaçar gelirdi köyden. Bazen yürüyerek, bazen traktörle, ne rastlarsa binerdi. Sonra bir reno aldı kendisine. 12. eldi ve çok kullanılmıştı ama olsun onundu…
Köylüler severdi onu ve ‘Hocafendi’ derlerdi. Ben de öyle derdim. Geceleri köy kahvesinde domino oynardı onlarla. Çok kızardı yenilince.
2004 yılının soğuk bir Şubat akşamında yorgun kalbi durdu. O benim ağabeyimdi. O benim babamdı. O benim arkamdaki dağdı. O benim gidecek yerimdi. O benim ‘hocafendi’mdi…Kurgular, burgular, korkular ve sorgulardan uzakta, asude bir bahar ülkesinde şimdi…
Kendisi gibi bir öğretmenle evlenmişti. Yengem Ağrı’nın bir köyünü anlatırdı. Kendisi gibi genç bir kadın öğretmenle, bir at arabasında nasıl gittiklerini köye. Korku dolu ayaz geceleri… Ağabeyimin kendisini görmek için beyaz ayakkabı ve keten takım elbise ile nasıl süslenip geldiğini Ağrı’ya ve yağan kar altında nasıl komik göründüğünü.
İyi bir öğretmendi yengem. Severdi işini ve öğrencilerini. Emekli oldu şimdi. Anneydi zaten baba da oldu şimdi. (yengem değil de sanki ablamdı, onu da kaybettim)
Ve ablam… Edebiyat öğretmeni olmak istemişti. Oldu. Emeklisi geldi ama hala sever mesleğini ve hala sevinçle girer derse. Şevkini hiç kaybetmedi. (emekli oldu nihayet)
İlk tayin olduğunda Urfa’ya (şanlı olmamıştı daha) beraber gitmiştik. Otobüs firmasının da ilk seferi idi. Yeni başladıkları bu güzergâhta iki zayıf beden, iki titrek yürek, iki endişe, iki merak götürmüşlerdi. Sora sora bulmuştuk Urfa’yı, bir şoför, bir muavin, bir abla, bir kardeş.
Üç kadın öğretmenin birlikte kaldığı bir apartman dairesine, üç benzemezin arasına bir başka benzemez olarak katılmıştı. “Gel gidelim abla, kalma buralarda,” demiştim. Kalmıştı. Onu ve aklımı orada bırakıp üniversiteye kayıt için Ankara’ya gelmiştim. Sonra ev tutup annemi de yanına aldı. Dostları oldu, dostluklar kurdular oralarda. Sevdiler Urfa’yı.
Her ay maaşını alır almaz bana para gönderirdi. Beni görmeye Ankara’ya gelmişti bir defasında, kantinde arkadaşlarla otururken üzerinde bir öğretmen mantosu ile ürkek ve korkak girmişti içeri…
Öğretmen olduğunu hiç unutmaz. Yazları tatil yaparız birlikte, bir öğrencisini görse hemen toparlanır. Akşamları sohbet ederiz. Hiç hatırlamaz bende kalanları. “Benim aklımda kötü anlar kalmaz,” der. Kötü anların hiç olmasın ablaların padişahı, seni çok seviyorum.
Severim bütün öğretmenlerimi…
İlkokul 4. sınıfta Arap-İsrail savaşını öğreten ama dört işlemi öğretmeyen Rezzan Hanımı, 5. sınıfta gelip bize dört işlemi öğreten ve o zamanki adıyla maarif kolejini kazandıran Abdullah Pekdüz’ü
Matematiğin öğrenilebilir olduğunu ispatlayan Kemal Bayburtlu’yu, ilk gözlük taktığım gün, “Çok okumaktan gözlerim bozuldu hocam,” dediğimde bana katıla katıla gülen Türkçeci Emin Hoca’yı,
Yazının bulunmasıyla başladığı fizik hocalığını hala sürdüren Cemal Hoca’yı sonradan adı Kadirizm olacak ekolün kurucusu Altan Hoca’yı, Türk edebiyat ve idarecilik hayatının klasik eserlerinden müdürümüz Mehmet Bey’i… Burada isminizi saymasam da unutmadım hiç birinizi, öperim ellerinizden her birinizin…(vefat edenleri saygıyla anıyorum)
Cumhuriyet meşalesini yanık tutan, cumhuriyete bağlı nesiller yetiştiren, sevginin öğrenilebilir olduğunu gösteren bütün öğretmenler, size hiç sorulmadan okullarınız, sınıflarınız, müfredatınız değişse de, aldığınız maaş az olsa da…
Kutlu olsun gününüz…
Ve kıjım kıjım minik kıjım, öğretmen oldu benim kıjım. Öğretmenler günün kutlu olsun kıjııım.
Not: Bu yazıyı 2006 yılında Milliyet Blog için yazmıştım. Ama her öğretmenler gününde yeniden yazıyor ve paylaşıyorum.
Not: Bizden önceki kuşağın çok iyi öğretmenleri vardı. Bizim kuşağın adını andıkları öğretmenleri oldu. Öğretmenlerin eğitimdeki rolü ve önemi -özellikle son 15 yıldır- o kadar geriye atıldı ki şimdiki neslin adını anacakları öğretmenleri yok.

