Ölümünün ardından Yaşar Kemal’in “Öyle insanların sonu böyle mi oluyor ne?” dediği bir şairdi. Kendini göstermeden, kimseyi itham etmeden, bir güvercin tedirginliğinde yaşadı ve kapıyı çarpmadan parmaklarının üzerinde çekip gitti. Kimdi? Nasıl biriydi ve nasıl bir şairdi?
“Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,” diyerek özlemini duyduğu ölümü tattığında onu tanıyanlar “kin, haset ve yaşama hırsı olan bir adam değildi,” dediler. “Fenaları tanıdım ama sevdim iyileri,” dedi kimseye düşman olmadı.
Buğulandırılmış seslerle şiirleri okunmadı, yumruklar havada anma törenleri de yapılmadı. Belgesellere konu, siyasete malzeme olmadı.
Hırsların aklın önüne geçtiği, hedefe giderken yıkıp geçmenin, ezmenin, üstüne basmanın, insanları ve insani değerleri hiçe saymanın oyunun kuralı görüldüğü bir dünyada, keşke ona benzeyenler çoğunlukta olsa idi…
Keşke herkes onun gibi eşine şunları söyleyebilse idi;
Sen her gece nefesi nefesime karışmış,
Birlikte bütün ömür, mesut yaz, tasalı kış.
Sen bir sabah Allah’ın karşıma çıkardığı,
Senden ayrı düşünce anlarım ayrılığı
Bazen yüzüne dalar kalırım nemsin diye,
Dizlerine yatarım bazen annemsin diye.
Şehvete bulaşmış, çeşitlendirilmiş aşklar da yaşamadı. Onun için aşk sevgilinin elinden içilen bir bardak su idi…
Evine misafir geleyim
Kahvemi sen pişir
Taze doldurulmuş sürahiden
Bir bardak su ver
Yetişir…
Evlerde yaşamaktan değil, kapalı kalmaktan söz edilen bir dünyada evet böyle bir kişi yaşadı.
Yatak odamız, yemek odası, kiler,
Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.
Karşı karşıya oturacağız sofra,
Sürahide ışıldayan su…
N. Fazıl gibi o da ölüm üzerine yazdı ama N. Fazıl’ın şiirlerinde ölüm, kabir altındaki azap iken onun şiirlerinde ölüm asude bir bahar ülkesidir. “Ben artık korkmuyorum, her şeyde bir hikmet var,” dediği ölümü “Ümitler içindeyim çok şükür öleceğiz,” diyerek yumuşatan o oldu.
“Bir parça aşk, bir parça sevinç, su, güneş, ekmek / Bahtiyar; seveceğiz, yaşamayı, ölmeyi,” dediği hayatta ona düşen hep boyun eğmek oldu. Toprak üstünde yürümek kabul! / Toprak altında çürümek kabul! Dedi itiraz etmedi.
Şiirlerinin beğenilmesini istedi ama bunu şöhrete ve paraya çevirmedi. Yazdığı şiirlerin telif ücretini almaya dahi utandığı söylenir.
Onu ve şiirlerini anlatanlar en çok şu sözcükleri kullandılar: Tevekkül, kanaat, tahammül, tevazu, feragat, cömert, mahviyetkar, merhamet, hassasiyet, teslimiyet, saadet, iyi niyet, minnet, nezaket…
Bir çift küçük odası avuç içi sofası,
Üstünden eksik olmasın
Ölmüş anamın duası…
Küçücük, bahçeli bir ev hayal etti hep ama hep kirada oturdu.
Borç para isteyenleri elinde varsa asla boş çevirmedi, verdiği parayı geri istemeyi ayıp saydı. Başkalarına karşı cömertti ama kendisine karşı cimriydi, kıyafetlerini işportadan alırdı. Kendisine 15 lira olduğu söylenen gömleğinin fiyatının aslında 30 lira olduğunu öğrenince buna layık olmadığını söyler ve bir daha giymedi.
1940’ların Türkiye’sinde İstanbul Hukuk fakültesini bitirdiği halde düşük bir ücretle bankada çalıştı. Neden avukatlık yapmadığı sorulduğunda “Ben kendi hakkımı koruyamıyorum başkalarının hakkını nasıl korurum,” dedi.
Tayini Ankara’ya çıkınca bir tiyatro dekoruna benzettiği Ankara’yı “iki adım yürüyorsun bitiyor, kendini sahnenin dışında buluyorsun” diyerek terk etti ve istifa edip İstanbul’a döndü.
Maarif Matbaasında düzeltmen şefliği yapmaya başladı. Matbaanın kenar bir odasında unutulmuş eski bir eşya gibi kimsenin gözüne çarpmadan, yaptığı işin önemini bilecek ve takdir edecek bir insana rastlamadan işini yaptı. Hem de iyi yaptı. O kadar iyi yapıyor ki matbaada sevilmedi. Çünkü tekrar tekrar okuyor baskıyı geciktiriyor, bazen küçük bir hata için baskıyı durdurmaya kalkıyordu. Oradakilerin gözünde fuzuli ve manyak bir adam oldu.
Kalp krizi geçirince iki ay işi gidemedi ve hemen tazminatsız olarak kapının önüne konuldu. Varlık yayınlarının sahibi ve yakın arkadaşı Yaşar Nabi Nayır’ın ricasıyla evden çalışmaya başlayarak Varlık Yayınlarından çıkacak eserleri gözden geçirdi.
Yaşar Nabi Nayır, Varlık Yayınlarından çıkan eserlerinin ücretini vermek istediğinde, “Ben zaten Varlık Yayınlarında çalışıyorum ve ücretimi alıyorum. Bu eserleri de o mesaim içinde yaptığıma göre bunlardan ayrıca para alamam,” diyerek almadı.
Bu dünyada bir karış toprak, bir küçük ev edinemeden geçip giden -öldükten sonra edindiği bir karış mezarı da kaybolan- bu şair Ziya Osman Saba’dır.
Ondan kalan boynu bükük ve sefil,
Bizler için yazdığı üç beş şiirdir.
(30 Mart 1916- 29 Ocak 1957)


