14 Mayıs 1950 Beyaz Devrimdir

Demirel’e göre 14 Mayıs 1950 beyaz devrimdir. Kansız kavgasız beyaz bir devrimle iktidar el değiştirmiştir.

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 14 Mayıs 2001 tarihinde Gazi Üniversitesi’nde konuyla ilgili yaptığı konuşmanın kısa bir özetini paylaşmak istiyorum:

“1945’te biten 2. Dünya savaşıyla birlikte demokratik cumhuriyet dönemi açılmıştır. Demokratik cumhuriyet çok partiye dayanacaktır. Çok parti söz konusu değilse demokratik cumhuriyet söz konusu değildir.

Cumhuriyetin kartvizitidir çok parti.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşının sonuyla birlikte çok partili cumhuriyete geçme ihtiyacını gördü.

Demokrat Parti kuruldu, 1946 seçimlerine girdi, fakat küçük bir grupla ancak Meclise girebildi ama 14 Mayıs 1950 seçimlerinde yüzde 54 oy alarak ülkenin iktidarını değiştirdi.

14 Mayıs 1950 seçimleri Türkiye’de, 900 sene zarfında iktidarın ilk defa millet iradesiyle kansız kavgasız ve oy pusulasıyla değiştiğinin adıdır. Bu, gerçekten Türk milleti için büyük bir zaferdir.

Nihayet 900 senede bir defa görülen bir hâdisedir.

İkinci seçim 1954’te oldu. Üçüncü seçim 1957’de oldu. Dördüncü seçim olamadı, bunalım oldu. Ve maalesef, bunalım fevkalâde üzücü ve milleti âdeta ikiye ayıran şartlar ortaya çıkarttı.

Bundan sonraki zaman içerisinde yine seçim oldu, yine bunalım oldu, yine seçim oldu, yine bunalım oldu.

Bunca bunalıma, bunca iniş çıkışa, bunca sıkıntıya rağmen Türkiye 2000 yılına önemli bir ülke olarak gelmiştir.

Türkiye,  halkı Müslüman olan 55 ülke içerisinde lâik ve demokratik tek ülkedir.

Günümüzde, hür ve serbest bir seçimle gelmiş, hür ve serbest bir Parlâmentosu vardır, hür ve serbest yargı organı vardır, hür ve serbest medya vardır, hür ve serbest meydanlar vardır, toplantı, yürüyüş hürriyeti vardır. Ülkenin hür üniversiteleri, ülkenin hür vatandaşları vardır.

Gelin, elimizdeki şeyin değerini iyi bilelim ve bunu yürütmenin çarelerini iyi bilelim.

Eğer millet doğru kişileri seçme imkânına veya doğru kişileri seçme yeteneğine sahip değildir diyorsanız bu sistemi yürütmek mümkün olmaz. Bunalımlar gelir ve büyük sıkıntı olur. Bana göre, demokrasi kültürü ve demokrasi tecrübesinden çok daha önemlisi demokrasi inancıdır.

Millet kendi içinden kendisini seçecek yetenekleri çıkarır. Ne zaman çıkarır? Eğer bir ülkenin halkı hür ve serbestse doğruyu bulur. Bu, bir mütearifedir, bedihidir, yani ispatına gerek olmayan bir hâdisedir; doğruyu bulur.”

1946 yılında kurulan Demokrat Parti Türkiye’de kitle particiliğini ve çağdaş siyaset anlayışını başlatan partidir.

Demokrat Parti, Cumhuriyet’e “Demokratik Cumhuriyet” hüviyetini kazandırmış, halkı siyaset sahnesinin baş aktörü, siyasetin tayin edici unsuru ve karar mercii haline getirmiştir.

“Devlete hep veren” durumundaki Türk halkını, “Devletten hizmet” talebinde bulunabilme imkân ve araçlarına kavuşturan Demokrat Parti olmuştur.

O zamana kadar “cahil oy çoğunluğu” denilen “Bunlar mı idare edecek, bunların mı dediği olacak” diye horlanan insanların hakkını savunmak bu siyasi çizginin temsilcilerine düşmüştür.  

“Türkiye’nin demokrasiden başka çaresi yoktur.” “Seçimle gelen seçimle gitmelidir.” düşüncesinin yerleşmesinde ve genel kabul görmesinde bu çizgiye mensup partilerin verdiği mücadelenin büyük payı vardır.

Türkiye’yi demokrasiye geçirmek için uğraşan o günkü Cumhurbaşkanı İnönü’yü, Bayar’ı, demokrasi uğrunda can veren Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı ve bu davayı ayakta tutmak için uğraşan, bu mücadeleyi yürütenlerden hayatta olanları saygıyla, ebediyete intikal etmiş olanları da rahmetle anıyorum.

Yorum bırakın