
Bugün gençlerin bayramını kutlarken kimse gençlere şunları söylemesin. Çünkü ya kızarlar, ya da “he dayı he!” der geçerler.
“Atatürk Samsun’a çıktığında ondan başka kimse zafere inanmıyordu. Ülke işgal altındaydı, ordu yoktu, para yoktu ama o başardı. Siz de başarırsınız,” demeyin. Bu ülkede her dört gençten biri ne okuyor, ne de çalışıyor umudunu kesmiş oturuyor.
“Ülkenin geleceği sizlersiniz, size güveniyoruz, bu ülkeyi ileriye siz götüreceksiniz,” demeyin. Her dört gençten biri başka bir ülkeye yerleşmek istiyor.
“Dedemin, dedesinin dedesi sarayda nazırdı.” veya “ … Holding var ya onun sahipleri akrabamız olur,” demeyin umurlarında değil.
“Arkadaşın nereli, Alevi mi? Sünni Mi? Kürt mü? Türk mü?” Diye de sormayın. Bilmiyorlar. İlgilenmiyorlar. İyi de yapıyorlar.
“Ben sizin yaşınızda iken, evimi, arabamı almıştım,” hiç demeyin. “Biz de sizin yüzünüzden alamıyoruz,” derler.
Diyeceksiniz ki, “Bu söylediklerin her zaman ki kuşak çatışması,” Evet, Sokrates’in bile gençlerden şikâyetçi olduğunu biliyorum.
Evet, kuşak çatışması hep vardı ve biz de yaşadık. Ama biz büyüklerle aynı değerlere inanıyor, sadece sıralamasında anlaşamıyorduk.
Şimdiki gençlerin, bir lidere veya ideolojiye bağlılıkları yok, değerler ve ilkelere -haz değil ama- faydacılık açısından bakıyorlar. Irkçı, dinci, cinsiyetçi, yobaz ve bağnaz değiller. Tapu manyağı değiller, statü peşinde değiller. Aidiyetler içine sıkışmak istemiyorlar. Özgürlükten yanalar. En güzeli de şu ki tüm canlıların sadece canına değil onuruna önem veriyorlar.
Ve umutsuzlar ve öfkeliler. Çünkü işsizler. “Susamam” demişlerdi ya hani… Ne diyorlardı?
Ben sesiyim kayıp neslin, sansürü olamam ayıp resmin
Üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil
Ben mezun oldum / Yarattığınız sistem yüzünden bi’ serseriyim
Devlet fabrika yapmaz. Üniversite iş bulmaz. Amenna da gençler ne yapsın peki? Gençlerin suçu ne? Bu ülkede doğmak mı?
Biz, yoksulluğun belli olmadığı ve belli edilmediği dönemlerde yaşadık. Bugünün gençleri, zenginlerin duvarlarla, markalarla, yaşam biçimleriyle kendilerini yoksullardan ayırdığı bir dönemde yaşıyorlar.
Dünyanın başka ülkelerindeki yaşıtlarının yaşam biçimi ve standartlarından haberdarlar ve bu yüzden umutsuzlar ve öfkeliler. “Coğrafya kaderdir,” deyip geçmiyorlar ve geçmeyecekler. Yaşlıların yanlış tercihleri nedeniyle bunları yaşadıklarını düşünüyorlar ve yaşlıların oy kullanma haklarını dahi tartışıyorlar.
Bütün bir gençlik bu halde mi? Değil tabii ki ama olacaklar. Yeni bir dünya ve yeni ölçüler geliyor ve bunu ilk fark eden her zaman gençlik olmuştur. Zweig’in dediği gibi “Gençlik bazı hayvanlar gibi ani hava değişiminin kokusunu alma konusunda olağanüstü bir içgüdüye sahiptir.”
Bu dünya nasıl bir dünya olur, neler olur? İyi mi olur kötü mü olur? Bilmiyorum. Bildiğim şudur ki insanoğlunun ölçüleri ve öncelikleri değişerek gelmiştir ve insan bulunduğu kabın şeklini alır.
Canlılar içinde sadece insan var olana bakıp gelecek olanı varsayar.

