Dünyada Hippi Bizde Bitli

Hippi Kraliçesi Perihan Yücel

ABD kapitalizmi ile Sovyet sosyalizmi arasında sıkışmışlardı. Her şeye ve herkese başkaldırdılar. 68 kuşağı idi onlar…

Ne istediğini bilmeyen idealist ve hayalperest gençler olarak görülseler de tabuları yıkmakta, savaş ve ırk ayrımcılığı karşıtlığında etkili oldukları bir gerçekti.

Statü, para, aile, milliyet, din gibi tüm değerlere ve yargılara karşı çıkan bu gençler daha sonra karşımıza işadamı, siyasetçi, elçi, asker olarak çıkacaklardı.

1968 yılı Mayıs ve Haziran aylarında bütün Dünyada ve Türkiye’de bu gençler konuşulmaktadır. 24 Haziran 1968 tarihinde Mecliste bu konuda genel görüşme açılmıştır. Dönemin Başbakanı Demirel, dünya basınından, Fransız aydınlarından yaptığı alıntılarla uzun bir konuşma yapar.

Demirel, konuşmasında –kendi deyimiyle-gençlik hareketlerinin tahlilinin geldiği neticeyi de şöyle açıklar:

 “Gençliğin verdiği heyecanla, şu sebeple veya bu sebeple mevcut sistemler suçlanıyor. Siyaset ve bütün siyasî ideolojiler, sistemi idame etmeye ve göz boyamaya matuf bir oyun addediliyor. Gayrimeşru, eksantrik, cemiyet dışı hareketlere temayül artıyor. Bütün değerlerden uzaklaşılıyor. Her şey sahte, herkes sahtekâr zannediliyor. Ve sistemden kurtulmak için de anarşi yegâne cazip çare telakki olunuyor.”

Demirel’in konuşmasında Fransa’daki hareketin nasıl başladığına ilişkin şu ilginç bilgi de yer alır:

“Fransa’daki hareketler, Şubatta Nanterre Üniversitesinin yüzme havuzunu açan Fransız Kültür Bakanına Kızıl Danny namıyla maruf bu hareketlerin lideri olan zatın “Bizim seks meselemiz ne olacaktır?” şeklindeki sualle başlar.”

1968 yılı baharında Fransa’da başlayan ve tüm dünyaya yayılan bu hareketler Türkiye’de daha çok okul işgali ve boykotları şeklinde görülse ve darbeciler tarafından provoke edilerek 12 Mart muhtırasına sebep olsa da bu akımın yaşam biçimini, kıyafetlerini benimseyenler de vardı.

“Savaşma seviş!” “30’unu geçene güvenme!” diyen “Çiçek çocukları” olarak adlandırılan hippi akımının Türkiye’deki hikâyesini hem birbirlerinden hem de herkesten farklı hayat yaşamış kişilerin anlatıldığı bir kitaptan aktaracağım. (Ümit Bayazoğlu / YKY / Uzun İnce Yolcular: 37 Portre / S. 220-226)

Hippiler arasında Hindistan’a gitme modası da vardır. Hindistan’a giden hippilerin ilk durağı İstanbul’dur. İstanbul’da da Sultanahmet civarıdır. Sirkeci’ye kadar tüm oteller onlarla doludur. Otellerde yer bulamayan gençler uyku tulumları içinde parklarda, otel teraslarında uyumaktadır.

Gitar çalıp dans eden, ulu orta öpüşen, saçı sakalı uzamış bu hippilere Türk halkı “bitli” der.

İspanyol paça pantolonları, tuhaf dövmeleri, incik boncuk takıları ile bu coğrafyaya çok yabancı gelen hippiler o günlerin gazeteleri için de bulunmaz bir haber kaynağıdır. Maliyetsizdir, çabuktur, atmasyondur. Bu tarihi olayı kamuya yansıtan basın da hippilerden “bitli” sıfatıyla söz eder.

Halkın ‘mahallenin delisi’ gözüyle baktığı bu gençlerin uzun saçlarına kafayı takan basın “Erkeklik öldü mü?” manşetleri atar.

Perihan Yücel, İzmir’deki evinden kaçıp İstanbul’a geldiğinde henüz 16 yaşındadır. Sultanahmet’te bir otele yerleşir, hippilerle takılır, onlarla yaşamaya başlar.

Çok güzel dans ettiği ve ‘sakınmasız güldüğü’ için hippiler onu kraliçe ilan ederler. Bu kraliçeye bir de kral gerekir. Ama kim?

Sıtkı Yener, Yerebatan sarnıcının yanındaki bir otelin merdiven altında 4-5 metrekarelik bir meyhane işletmektedir. Meyhanesi hippilerin üssü olmuştur. Duvarlarında tavana kadar pop-art resimler vardır. Her dilden ve her milletten ilginç notların, satılık eşyaların asıldığı bir ilan tahtası ve içinde resimler ve desenlerin olduğu defteri meşhurdur. Tek sıcak yemek çıkmaktadır. Kuru fasulye, dileyen kepçeyi daldırır alır.

Yine o günlerde Timothy adında 12 yaşındaki İngiliz bir çocuk üzerinde çok miktarda esrarla yakalandığı için hapistedir. Bütün dünyanın gözü İstanbul’dadır. Çocuk olduğuna bakılmaksızın hapse atılan çocuğun annesi İngiltere’den gelmiş ve Sultanahmet adliyesinin önüne kurduğu bir çadırla olayı protesto etmektedir.

Sıtkı Yener semt esnafından ve hippilerden para toplayarak bu kadına ve çocuğuna yardım kampanyası düzenler. Bu nedenle hippiler tarafından kral ilan edilir. Tacını meyhanede giydirirler. O gece kral ve kraliçe yıkılıncaya kadar dans edip içki içerler.

Günün birinde Perihan Yücel Sirkeci’de bir otelde ölü bulunur.  Cenazesini Sıtkı Yener kaldırır. Tevrat, İncil, Kuran ve Halil Cibran şiirleri eşliğinde defnedilir.

1980’lerin başında sona eren bu akımın ardından Yener’in meyhanesi de artık hippilerin değil berduşların yeri olur. Yener de onlar gibi berduş olur. Bir süre sonra ortadan kaybolur ve meyhanede kapanır.

Yorum bırakın