Cümleten Hoş Geldiniz

Demirel, bana bir görev verdiğinde benim onu en iyi şekilde yapma çabası ve kaygısına düşeceğimi bildiğinden bana şöyle derdi: “Çok dağılma, yap getir, en iyiyi ararken iyiden olursun.” Bu yazıyı yazarken aklıma o geldi. Çok dağılmadan, Demirel’in her türlü badire ve darbeye rağmen siyasette ayakta kalabilmesinin sırrını yazmak istiyorum.

Bunun sırrını Demirel şöyle açıklıyor:

“Bu siyaset denen olayın birinci aradığı şey, insan sevgisidir. Kişinin ıstırabı sizi ondan daha çok üzmelidir, kişinin sevinci sizi ondan daha çok sevindirmelidir. İşte o zaman onun aradığı adam olursunuz.

Bunca fırtınadan sonra ayakta kalabilmiş, bunca olup bitenin içinden çıkıp gelebilmişsek, ben kendi başıma çıkıp gelmedim. Beni o işlerin içerisinden çıkarıp getirenler bu işin sevdalısı insanlardır. Ben de onların sevdalısıyım.” (HBB TV-10 Mayıs 1993)

Türkiye’nin her köşesinden, her etnik kökenden ve mezhepten, zengin fakir, genç yaşlı binlerce insan kendisini Demirel’in çok yakını sayardı.

Demirel hapşırsa, “Çok yaşa,” diye faks çekecek kadar kendisini yakından takip edenleri, babasını kaybettiğinde akrabalarından önce Demirel’i arayanları gördüm.

Ünlü bir şarkıcıya âşık olmuş genç bir adamın, o sanatçıya ulaşmak için Demirel’den yardım istediğine tanık oldum.

Bankadan emekli maaşını çekmiş ve hırsızlara kaptırmış emekli bir amcanın karakoldan önce Demirel’e geldiğini gördüm.

Demirel, yaşamı boyunca hep halkla beraber, hep halkın içinde ve hep halkın yanında olmuştur. İster Güniz Sokak’ta olsun ister Köşk’te kapısı halka hep açık olmuştur.

Gazeteci Nimet Arzık, (1923-1989) “Demirel’in içi dışı” adlı kitabında bunu şöyle dile getirir:

Ardahan’dan Edirne’ye, kafile kafile varıyorlardı vatandaşlar, Ankara’da Demirel’in evine. Saatlerce kabul ediyordu vatandaşları, yorgunluk belirtisi görülmeden. Her birine ismiyle sesleniyordu. Her yörenin sorunlarını sıralıyordu. “Ahmet” ismiyle seslenince, Ahmet olmanın gururunu duyuyordu. Mehmet, Mehmet olmanın… İsimsizlikten çıkmak, sevindirici bir şeydi, insanoğlu için…

Demirel, hatalarıyla, sevaplarıyla, halkla hiç ilişkisini kesmemişti.

Demirel sadece kendi evini değil Çankaya Köşkü’nü de “Halkla Devlet’in kucaklaştığı” sıcak bir mekân haline getirmeyi başarmıştı.

Girilmesi zor, protokolü katı olan Köşkün kapıları halka açılmıştı.  Çankaya’ya herkes geliyordu. Canı yanan da geliyordu, sevinen de geliyordu. Başarı kazanan da geliyordu, başarısız olan da geliyordu. Demirel, misafirlerini “Cümleten hoş geldiniz,” diyerek karşılıyor, “Selam götürün,” diyerek uğurluyordu.

Demirel memnun, vatandaş memnundu. Kahramanmaraş’tan gelen bir vatandaş Demirel’in yanından çıkarken arkadaşına şunu diyordu: “Ben depomu doldurdum. Bu ziyaret bana bir yıl yeter.”

7 yıllık görev süresi boyunca 807 yurt içi gezi, 1080 tesisin açılışını yapan, 379 tesisin de temelini atan Demirel,çeşitli yollarla kendisine ulaşan155 bin başvuruya cevap vermek ve 130 binden fazla insanı kabul etmek suretiyle bir nevi ombudsman vazifesi görmüştür.

Demirel, hastalıkta, sağlıkta, doğumda, ölümde insanların hep yanında olmaya dikkat eder, insana değer verirdi. Çalışma masasına oturduğunda ilk iş kendisini arayanlara bakmak olurdu. Kendisine gelen hiçbir mektubu -eleştirenler dâhil- cevapsız bırakmazdı.

Postacıların en çok gittiği ve en çok mektup götürdüğü adres Demirel’in evi idi. Üzerinde adres yerine Demirel’in gazeteden kesilmiş karikatürünün olduğu bir mektup dahi adresini bulmuştu.

Sözün özü, Demirel’in sözü:

“Biz halkımızı severiz, halkı seversen halk da seni sever.”

Allah rahmet eylesin.

Yorum bırakın