DEMİREL, 11-12 EYLÜL’DE NE YAPTI?

11 Eylül günü saat 10.30’da Bakanlar Kurulu toplanmıştı 14.30’a kadar sürdü.  14.30’da oradan çıktım,15.00’te konuta geldim. Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu’nu ve İçişleri Bakanı Orhan Eren’i çağırdım. “Dışarıda bazı laflar var bir bakın,” dedim onlar çıktılar.

17.00’de Sayın İhsan Sabri Çağlayangil’i aradım. Cumhurbaşkanı Vekiliydi. Dedim ki, “Genelkurmay Başkanı seni ziyarete gelecek, eski bir polis olarak bir istintak yap bakalım neler oluyor?” 45 dakika sonra telefon etti. Dedi ki, “bir şey sezemedim”

Ertesi gün Sayın Evren Sayın Çağlayangil’e diyecektir ki, “Sayın Başkanım, ihtilal yapacağız diyebilir miydim?” 

Sonra saat 19.00’da Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin’i aradım. “Siverek’e asker gönderecektiniz, ne oldu?” dedim. “Birkaç gün sonra göndereceğiz” dedi.

Sonra Güneri Civaoğlu, bana telefon etti. “Birtakım şeyler var dışarıda,” dedi.

19.00’la 20.00 arasında Saadettin Bilgiç’i, Necmettin Cevheri’yi, Nahit Menteşe’yi konuta davet ettim. “Gelin, bir iş var.” dedim, geldiler onlarla konuştuk.

Sonra ben saat 20.30’da eve geldim. 21.30’da Van Milletvekili, Kinyas Kartal geldi. Van’ın sorunları hakkında konuştuk.

22.00’de Kahramanmaraş Senatörü Adnan Karaküçük, milletvekilleri Halis Evliya ve Mehmet Şerefoğlu geldi. 14 Eylül’de Kahramanmaraş’a gidip Menzelet Barajı’nın temelini atacaktık. Onlarla Kahramanmaraş’ı ve temel atma işini konuştuk.

Onlar gitti, tam 23.00’te İçişleri Bakanı Orhan Eren geldi. (Kardeşim Şevket Demirel de o gün Ankara’ya gelmişti, o da yanımda oturuyordu.) Orhan Eren dedi ki, “Polis müdürlerini orduya çağırmışlar. Herhalde bir talimat verecekler, sıkıyönetim olduğu için.”

24.00’te Millî Savunma Bakanı İhsan Birincioğlu geldi. “Benim kapımdaki askerleri aldılar!” dedi. Biz bunları konuşurken, saat 02.30’a doğru benim telefonlar işlemez hale geldi.

Saat 04.00 civarında, dışarıdaki polislerin tabancalarını istediler, ben de “verin” dedim.

Sonra saat 05.00’te Nahit Menteşe geldi. Dedi ki, “Beni Genelkurmaya çağırdılar, ‘devlete el koyduk, Sayın Başbakana gidin, kendisi Gelibolu’ya gidecektir, isterse eşini de götürebilir.’…” Dediler.

Üst kata çıktım. Eşime, “Böyle böyle bir durum var, sen burada kal, bu çeşit hareketlerde sonra ne olacağı belli olmuyor.” Dedim.  “Kesinlikle kalmam!” dedi. “Kalmazsan, hadi bakalım toparlan gidelim.”

Araba göndermişler. O araba bizi hava meydanına götürdü bı­raktı. Orada Sayın Ecevit ve eşi vardı. Sonra, Sayın Erbakan geldi.

Bizi bir C-130’a bindirdiler. Evvelâ uçak İzmir’e indi. İzmir’de bir ada var, Sayın Erbakan’ı oraya gönder­diler. Sonra, biz de Yeşilköy Havaalanına indik.

Yeşilköy’den helikopterle Sayın Ecevit’i ve eşini, beni ve eşimi, Geli­bolu’nun Hamzakoy denilen yerine götürdüler.

İstanbul’dan Hamzakoy’a giderken, aşağıdaki tesisleri, fabrikaları ‘İşte şurayı şu tarihte yaptık. Burayı bu tarihte hizmete açtık, ya da açacağız’ diye anlatıyorum. Bizim hanım lâfını hiç esirgemez dedi ki; “Yaptınız da ne oldu? İşte bak şimdi gittiğimiz yer belli değil.”

Yorum bırakın