
İtalyan gazeteci-yazar, Oriana Fallaci, zamanının en büyük politik mülakatçısı olarak nitelendirilmiştir. Yaptığı mülakatlardan bir kısmını “Tarihle Söyleşiler” adlı kitabında bir araya getiren Fallaci, bu kitabın ön sözünde şöyle der: “Bizim yazgımızı çizenler, gerçekte ne bizden daha iyi ne daha zeki ne daha dirençli ne daha bilgiliydiler. Eğer bir ayırım varsa bu onların daha tutkulu, daha girişken olmalarıydı.”
Demirel de tutkulu bir insandır. Ancak salt tutku sahibi olmak başarılı olmaya yetmez. Tutkuyu disiplin içerisinde tutmak ve disiplin içerisinde yaşamak gerekir. Disiplin yoksa tutku geçici bir hevesten öteye geçmez.
Demirel, kendisi gibi bir köylü çocuğunu ileriye götürecek olanın iyi bir eğitim almak olduğunu anlamıştı. Cumhuriyet kendisine bu fırsat eşitliğini sağlamışsa bundan faydalanmalıydı. Lise ve üniversite yıllarını Gazeteci Nimet Arzık’a anlatırken şöyle der:
“Ben köye başarısız dönemezdim. “Koy ver gitsin,” diyebilen bir adam değilim. Hiç demedim ömrümde.”
İTÜ’de okurken Gümüşsuyu’nda bulunan okulun pansiyonunda kalan Demirel, üniversite eğitimi boyunca beş yüz metre ötedeki Beyoğlu’na dahi gitmeyecek kadar disiplinlidir.
“İstanbul’la fazla temasım olmadı. İstanbul’u çok uzaklarda bir ışık gibi gördüm, bir yere varmak için merdiven saydım.
İntizam, ciddiyet ve heves içerisinde geçiyordu yaşamımız. Bir güzel zihni disiplin veriyordu insana, bu nizama saygı, iş hayatına intikal ediyordu sonradan.”
Demirel, 1940’lı yıllarda lisan öğrenmenin önemini görmüş ve hafta üç gün Berlitz Lisan Dershanesine giderek İngilizce öğrenmiştir. Bunu “Çağın gelişine baktım. Lisan çok büyük bir pencere olacaktı.” Diyerek açıklar.
Lisan bilmesi Demirel’in önünü açar. Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde mühendis olarak çalışırken -birkaç ay sonra- genel müdür çağırır ve der ki, “Altı tane Amerikalı mühendis gelecek, siz onlarla beraber çalışacaksınız.” Gediz havzasının düzenlemesi ile ilgili olan bu projedeki ABD’den gelen mühendislerle yaptığı çalışmaları sonrasında Demirel, enerji ve sulama konularında eğitim görmek üzere ABD’ye gönderilir.
Demirel’i 30 yaşında dönemin en güçlü teşkilatının (DSİ) başına genel müdürlüğe getiren bu çizgidir. Bu çizgi onu oradan da Cumhurbaşkanlığına taşımıştır.
Demirel’den daha tutkulu siyasetçiler oldu. İktidara gelmek ve onu elde tutmak için her yolu deneyen siyasetçiler gördük.
Gelecek vaat eden veya eline bir fırsat geçen pek çok siyasetçi öngörülemez tavır ve düzensiz yaşam biçimleri nedeniyle hem ekiplerini hem de kendilerini zor durumda bırakarak başarısız oldular.
Demirel’in farkı; tutkusunu, disiplin altına alması, disiplin içerisinde çalışması ve disiplinle besleyerek canlı tutması olmuştur.
Sözün sonu Demirel’den gelsin:
Bizim elli senelik bir siyasi tecrübemiz var. Bu elli sene içerisinde ülkenin hizmetlerini de gördük, pek çok olayla da karşılaştık. Ama pes etmedik, devletimize, devletimizin kurumlarına düşman olmadık, halkımızı devletimizle karşı karşıya getirmedik, inatla, ısrarla fikrimizi savunduk.
Ve kişilerin hayat hakkı, toplumların hayat hakkı, milletlerin hayat hakkı mücadele gücü kadardır. Eğer davanız sağlam, iradeniz sağlamsa, hedefiniz doğru ise işte o zaman neticeye varabilirsiniz. (Liderlik 2000 Konferansı-14 Kasım 2000- İstanbul)

