
12 Mart 1971 günü sabah saat 11.00’de, Demirel, Güniz sokaktaki evinin birinci katındaydı. Telefon çaldı, açtı, karşısında MİT Müsteşarı Korgeneral Fuat Doğu vardı.
Fuat Doğu, “Sayın Cumhurbaşkanının bir dileğini size iletmekle görevliyim. Biraz önce yanlarında idim. Süleyman Bey istifasını versin diye buyurdular…”
Demirel, kıpkırmızı oldu. Cumhurbaşkanının bir aracı eliyle böylesine bir “mesaj” göndermesini de garipsedi. “Fakat Fuat Paşa,” dedi Demirel, “daha iki gün önce siz bana Cumhurbaşkanının bir başka mesajını getirdiniz. Sayın Sunay, söyle Süleyman Bey’e, ben 22 Şubatlar, 21 Mayıslar gördüm, kaygı duymasın diyordu,” dedi ve âdeta bağırdı: “Peki, ama neden?”
Fuat Doğu, Ordunun müdahale kararı aldığını kısaca anlattı. “Bu nedenle, öyle uygun görüyorlar. Süleyman Bey bir an önce bunu yapacak olursa, daha iyi olacak, diyorlar,” diye de ekledi.
Demirel, hızla Başbakanlığa indi. Başbakanlık ile Cumhurbaşkanlığı arasında o dönemde doğrudan bir telefon hattı vardı. Bu telefondan Sunay’ı aradı. Aldığı yanıtlar Demirel’i çileden çıkaracak nitelikteydi. Cumhurbaşkanı üst kattan henüz inmemişlerdi, çalışma odasına gelmemişti. Oysa muhtıra artık Başbakanlığa dayanmıştı. Henüz kamuoyuna açıklanmamıştı.
Sonunda, Sunay telefona gelebildi. Demirel, dedi ki. “Fuat Paşa aracılığıyla gönderdiğiniz haberi aldım.” Sunay yanıtladı: “Sağlığınızı neden olarak gösterip çekilebilirsiniz, daha zaman var, iyi de olur Süleyman Bey”
Demirel, “Sağlık nedeniyle istifa edemem, bunu yapamam. Yapabileceğim şudur: Derhal Parlamentoya giderim. Güvenoyu isterim. Güvensizlik oyu ile hemen düşerim. Yeter ki, siz muhtırayı bir süre durdurun, radyodan açıklanmasını engelleyin,” dedi Sunay’a.
Amacı şuydu: Hiç değilse, demokratik rejim içinde çekilmek, Ordu darbesiyle düşüp, geleceğe ipotek koymamak! Ama daha sonraki yıllar kulaklarında sürekli çınlayan Sunay’ın sesi, her umudu kesti, attı:
“Beni de devreden çıkardılar, Süleyman Bey!” Olay, bitmişti. (Cüneyt Arcayürek- Demirel Dönemi 12 Mart Darbesi-1965-1971-S.367-368)
Muhtıra iş başında bulunan Demirel hükümetinin istifa etmesini, yeni bir hükümet kurulmasını istiyor aksi takdirde Türk Silahlı Kuvvetlerinin idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlı olduğu belirtiliyordu.
Başbakan Demirel, Cumhurbaşkanı Sunay’a hükümetin istifa ettiğini belirten mektubu Başbakanlık Müsteşar Muavini Müslih Fer aracılığıyla ulaştırır. İstifa mektubunda Demirel, “Muhtıra ile anayasa ve hukuk devleti anlayışını bağdaştırmak mümkün değildir,” der.
Demirel, 1971 muhtırasını, yeni bir sosyal ve ekonomik düzen arayışında olan sivillerle ile ordu üst yönetimindeki kimi paşaların koltuk arayışının iç içe girmesi olarak görmüştür.
Demirel, “Muhsin Batur ile Faruk Gürler hareketi ile bağlantılı mıdır?” diye soran bir gazeteciye (Muammer Taylak) şu değerlendirmeleri yapar:
“Tabii, hep beraber gitmişlerdir onlar. Birisi Cumhurbaşkanı olacak, ötekisi genelkurmay başkanı olacaktı. Sonra bu kişiler, Cumhurbaşkanı Sunay’ı da yanlarına çekmeyi başardılar. Hadise budur. Yer kapma işidir bu. Ve sokak hareketleri azdırılmış, asker sokağı desteklemiştir.
Cumhurbaşkanı Sunay ile 5 Mart günü konuştum. Kendisine “Bunun arkasında senin oturduğun sandalyenin kavgası var,” dedim. Ben bir taraftan askerlerle, bir taraftan asker tarafından desteklenmiş sokakla nasıl uğraşayım?
Muhtıradan yedi ay sonra Ekim 1971’de Çankaya’da yapılan toplantılar vardır. Orada hepsine her şeyi söyledim. Ben hükümet başkanıydım, siz devlet başkanıydınız, siz ordunun başıydınız, siz güvenlik kurulu üyesiydiniz, seyirci miydiniz? Olup bitenden sorumlu sadece ben miyim? Eğer sorumluluk söz konusu ise siz nesiniz?
Demirel’e göre “12 Mart 1971’in rövanşı 13 Mart 1973’te alınmıştır. Nasıl alınmıştır?
Evet…12 Mart 1971’in rövanşı 13 Mart 1973’te alınmıştır. Orgeneral Faruk Gürler, “Cumhurbaşkanı ben olacağım” dedi, buyur gel, hadi ol, nasıl olacaksın… Ama unutmayın ki, bunu diyen sesin kullandığı nüfuz seçilmiş insanları astı kesti, ellerinden hükümet alındı, yani o öyle dikkate alınmayacak bir ses değildi… Biz de dedik ki “Biz de seni cumhurbaşkanı yapmayacağız.”
Arkadaşlarımın 1973 yılı 13 Mart’ındaki siyasi kabadayılıklarını unutamam.
12 Mart 2003 tarihinde Güniz Sokaktaki evinde konuklarıyla sohbet ederken “Bugün 12 Mart… Netameli gündür,” diyerek sözlerine başlamış ve şöyle demişti:
12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 12 Mart’ın güzel bir yanı vardır. O da İstiklal Marşı’nın TBMM tarafından ulusal marş olarak kabul edildiği gün olmasıdır.

