
27 Mayıs, Türk solunda; sağ kesimi monoblok görme huyu ile R. Tayyip Erdoğan ve onun şahsında vücut bulan Ak Parti cenahında Menderes aşkının depreştiği günlerdir.
Oysa ne Türk sağı bir bütündür ne de Menderes bu kesimin (Ak Parti) sevgilisidir.
Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merhum Adnan Menderes sevgisi de darbe karşıtlığı da konjonktüreldir.
Sayın Erdoğan’ın, Refah Partili yıllarında Erbakan’ı, merkez sağ siyasilere yer verdiği için Milli Görüş davasına ihanet ile suçladığı, Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’ten rahatsızlık duyduğuna ilişkin haberler basında yer almıştır. (Milliyet-03.01.1996)
Bir dönem Ak Parti içerisinde yer alan Erkan Mumcu katıldığı bir YouTube yayınında “Ben bunların Merhum Menderes’i hayırla yad etmediklerinin şahitiyim,” demiştir.
Merhum Menderes ve Merhum Özal, Sayın Erdoğan’ın “Milletin adamları” fotoğraf karesinde yer almasını sağlayan, Sayın Erdoğan için “Yedirmeyiz!” diyebilmeyi sağlayan, mağdur ve tehdit edilme retoriğinin yolunu açan araçlardır. Amaçlarının otoriter politikalarını meşrulaştırmak ve tabanlarını konsolide etmek olduğu bilinmektedir.
Dünya değişmiş, sağ değişmiş, sol değişmiş, partiler arasındaki farklar azalmış, seçmenler ve bireyler çoklu kimlikler taşır olmuşlardır ama Türk solcusu, Türk sağını monoblok görmekten bir türlü vazgeçmemiştir. Vazgeçebilse toplumdaki ayrılıkları besleyen partilerin gücü azalacak, siyasi rekabet merkez sağ ve sol partiler arasında geçecek ve Türkiye siyaseti normalleşecektir.
Demokrat Parti ile başlayan Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi ve tekrar Demokrat Parti ile devam eden partiler siyasi felsefe olarak birbirini takip eden partilerdir. Değişen isimlerdir ve nedeni askeri darbelerdir.
Bu partiler merkez sağ partilerdir. Sol kesimin ve özellikle akademik solun (vatan-millet- pragmatizm-milli irade- şeklindeki) toptancı yaklaşımının tersine sağ kanattaki diğer partilerle (MHP-MSP) siyasi görüş ve siyaset yapış biçimleri açısından ayrışırlar.
Merkez sağ partiler, toplumun tümüne hitap eden, toplumun tümünü kucaklayan ve toplumun tümü için proje ve hedefler ortaya koyan partilerdir. Merkez sağ partiler, yaşam biçimi, inancı, dili, dini ve dünya görüşü ne olursa olsun bu topraklar üzerinde yaşayan hiç kimsede bir endişe, korku, şüphe ve tedirginlik kaynağı olmazlar.
27 Mayıs 1960 darbesi, biçimi ve sonuçları itibariyle, millet iradesinin üstünlüğünün, millî egemenliğin hiçe sayılmasıdır. Bu itibarla, bir yandan demokratik rejimi zedelemiş, bir yandan da temsilcilerine reva gördüğü haksız muamele nedeniyle milletin gururunu incitmiş, benliğini yaralamıştır.
Milletin sevgili adamı Merhum Menderes’i savunmak, demokrasi ve kalkınma bayrağını taşımak görevini üstlenen ve burca diken Süleyman Demirel darbeyi yapan ve kendilerini Cumhuriyet Senatosuna tabi senatör atayanların yüzüne şöyle haykırmıştır:
“Milletin mahbubu olan bir insanın acısını bağrına basmış bu memleket, daha çok acıya gitmesin, barış olsun diye Menderes acısını sineye çekmiştir. O insan ki, yurdu iptidai bir iktisattan, iptidai bir ekonomiden kurtarmak için her şeyini vermiş, daha sonra da başını vermiştir.
Tarih şöyle yazacaktır, böyle yazacaktır, diyorsunuz. Biz de söyleyelim. Tarih merhum Menderes’i, Türkiye’de büyük hizmetler görmüş bir insan olarak ve vatanperver bir insan olarak kaydedecektir, başına gelen ne olursa olsun…” (Cumhuriyet Senatosu – 13.3.1970)

