Demirel ve Kara Hüseyin

Demirel, Güniz Sokak’taki evinde birlikte siyaset yaptığı konuklarıyla sohbet ediyordu. “Benim iki tane siyasi misyonum oldu,” dedi. Herkes sustu o karşı duvarı göstererek devam etti:

“Şu duvarda bir resim vardı. Resimde babam ve Kara Hüseyin Onbaşı vardı. Kara Hüseyin, ‘askere gel’ dediğin zaman anasını, karısını, çocuğunu bırakıp askere gitmiştir. ‘Vergi ver’ dediğin zaman, ‘ne vereyim, elimde bir şey yok’ demeden vergisini vermiştir. Ama bu ülkenin idaresinde söz hakkı olmamıştır. Olamamıştır. Olmalıydı. Biz onun hakkını aradık. Ve biz, imar edilmiş bir Türkiye istedik. Açlık, yoksulluk olmasın istedik, Hüseyin Onbaşı’nın karnı tok, sırtı pek olsun diye kavga ettik.”

Demirel’in Kara Hüseyin örneği üzerinden anlattığı misyonunu demokrasi ve kalkınma diye özetlersek onun Isparta’nın İslâmköy’ünden Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanlığı’na varan uzun yürüyüşü bu misyona milletin gücü ile hizmet etme amacını ve izlerini taşır.

Bu yürüyüş, Kara Hüseyin Onbaşı’nın ülke idaresinde söz sahibi olmasını içine sindiremeyen kesimlerce engellenmek istense de o hep Kara Hüseyin’in hakkını aramaya devam etmiştir.

“Ben köylüm Kara Hüseyin Onbaşı’yı vatandaş yapmak için, onun hukuku için buradayım. Onun için bizi sevmediler Bize olan düşmanlık ondan kaynaklanıyor. Kara Hüseyin’i ortaya çıkardık, ona medeniyet ve hürriyet götürdük diye… Eli nasırlısı, şalvarlısı, hepsi bu ülkenin vatandaşı idi. Geldiler, elimizden iktidarı aldılar. Kavga ettik. Hep beraber geri aldık.” diyen Demirel’in hayatı bir demokrasi ve kalkınma mücadelesi destanıdır. Bu mücadeleyi hep halkla beraber, hep halkın içinde, hep halkı yanına alarak ve hiç meşruiyetten ve meşru zeminlerden ayrılmadan vermiştir.

“Demokrasilerde çare tükenmez.” sözü kamuoyuna mal olan sözlerinden biridir.

Demokrasiye sarsılmaz derecede bağlıdır ve bu bağlılığın arka planında,  Türk milletine duyduğu güven yer almaktadır.

Demirel’in siyasetteki tek ve vazgeçilmez anahtarı, milli iradedir.

Demirel, hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olması ve bu hakkın kimseyle paylaşılmaması gereğine duyduğu inançla, millet iradesini üstün kuvvet yapma mücadelesi vermiştir. Türkiye, bugün bu prensibi kabullenmişse bunda onun verdiği mücadelenin tesiri vardır.

Süleyman Demirel, Türkiye’nin -çok önemli istikrarsızlıklara rağmen- çok partili demokrasiyi koruyarak bu günlere gelebilmesinde en önemli hisse sahibidir.

Demirel, siyasi hayatı boyunca her zaman ve her şart altında;

  • Demokratik, laik Cumhuriyeti,
  • Hukukun üstünlüğünü,
  • Anayasal vatandaşlığa dayanan milliyetçiliği,
  • Açık rejimi,
  • Fikir hürriyetini, din ve vicdan hürriyetini, teşebbüs hürriyetini,
  • Bağımsız yargıyı,
  • Hür seçimi, hür parlamentoyu, hür basını,
  • Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkını savunmuş, bunları vazgeçilmez ilkeler saymıştır. Bu ilkelere olan inancını hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Bu ilkelere olan inanç kaybolduğunda, geçerli olmadığında, hakkın, hukukun, adaletin, eşitliğin kalmadığını yaşayarak öğrendik.

Demirel’i her geçen gün biraz daha özlemle, şükranla ve saygıyla anıyoruz, arıyoruz.

Mekânı cennet olsun.

Yorum bırakın