DEMOKRAT PARTİ MAZİ DEĞİLDİR

Partileri halk kurmalıdır. Partiyi halkın kurması demek ülkenin ihtiyaç, özlem ve taleplerinin, parti kuracak kadroların kapısına dayanması demektir.

Parti içindeki mücadeleyi bir başka parti kurarak sürdürmek isteyen, liderine kızan, küsen, partisinin kıymetini bilmediğini düşünenlerin kurdukları partiler küskünler ve kızgınlar hareketi olarak kalır. Böyle partilerin seçmenleri olur ama tabanları olmaz.

Parti bir ihtiyaçtan, bir isyandan, bir itirazdan, bir haykırıştan doğmalıdır. Bunun en iyi örneği Demokrat Partidir.

Türk milleti, yoksulluktan, cahillikten kurtulmanın ve medenî nimetlere kavuşmanın özlemi içindeydi. Demokrat Parti kurucuları bu ihtiyaç, özlem ve talepleri iyi anlamış, bunları çözebilecek güçte ve yetkinlikte olduklarına kitleleri inandırmışlardır.

7 Ocak 1946 tarihinde kurulan Demokrat Parti Türkiye’de kitle particiliğini ve çağdaş siyaset anlayışını başlatan partidir.

Demokrat Parti, halkı siyaset sahnesinin baş aktörü, siyasetin tayin edici unsuru ve karar mercii haline getirmiştir.

“Devlete hep veren” durumundaki Türk halkını, “Devletten hizmet” talebinde bulunabilme imkân ve araçlarına kavuşturan Demokrat Parti olmuştur. 

13 Ocak 2000 tarihinde Demokratlar Kulübü üyelerini kabul eden Cumhurbaşkanı Demirel’in bu konudaki değerlendirmeleri şöyleydi:

“Türk demokrasisine çok partili hayatı, -çok partisiz demokrasi olmazdı zaten- büyük ıstıraplara katlanarak mal etme, ona gelenek kazandırma, görenek kazandırmadaki büyük hissenizi kimse unutamaz.

Demokrat Partinin Türkiye’ye yaptığı en büyük iyilik, bu ülkenin insanlarını vatandaş seviyesine çıkarması ve onun keyfini tattırmasıdır.

46 şafağında açılan bayrak ve yanan meşale bugün de devam ediyor ve millete mal olmuş bir meşaledir. Milletin esamisinin okunur hâle getirilmesi olayıdır.

Demokrat Parti bana göre mazi değildir. Yani, ortaya koyduğu fikriyat, ortaya koyduğu hedefler çok güzel hedeflerdir, ülke insanının haysiyeti için, hürriyeti için, refahı için yola çıkılmıştır. Bu ölmeyen bir şeydir, ebedidir.”

O zamana kadar “cahil oy çoğunluğu” denilen “Bunlar mı idare edecek, bunların mı dediği olacak” diye horlanan insanların hakkını savunmak bu siyasi çizginin temsilcilerine düşmüştür. 

 “Demokrasi” ve “Kalkınma” şeklinde özetlenebilecek bu misyonun ülkemize “Demokrasi” alanında yaptığı en büyük hizmet budur.

Bu siyasi çizgiyi ayakta tutan, hayat veren, heyecan veren ikinci güzel kelime ise “Kalkınma”dır.

1950-60 döneminde yıllık ortalama yüzde 6,5 seviyesinde bir büyüme gerçekleştirilmiştir.

1950 yılında Türkiye’de 16 bin traktör vardı. Bu rakam 1960 yılında 42 bine ulaşmıştır.

1950 yılında 7 764 bin ton olan hububat üretimi 1960 yılında 15 216 bin tona ulaşmıştır.

1950 yılında yılda 396 bin ton çimento üreten Türkiye, 1960 yılında 2 milyon 030 bin ton çimento üreten bir Türkiye haline gelmiştir.

1950 yılında 310 bin ton olan demir çelik üretimi 1960 yılında 531 bin tona yükselmiştir.

1950 yılında bir gübre fabrikası olan ve yılda 182 bin ton gübre üreten Türkiye, 1960 yılında 4 gübre fabrikasında 332 bin ton gübre üretir hale gelmiştir.

1950 yılında 4 şeker fabrikası olan ve yılda 137.130 ton şeker üreten Türkiye, 1960 yılında 17 şeker fabrikasında 643 bin ton şeker üretir hale gelmiştir.

Kâğıt sanayinde üretim 1950 yılında 18,2 bin ton iken 1960 yılında 58,4 bin tona ulaşmıştır.

1950 yılında yılda 790 kw/h elektrik enerjisi üreten Türkiye, bunu üçe katlayarak, 1960 yılında 2 milyar 815 milyon kw/h elektrik enerjisi üretebilir hale gelmiştir.

1950 yılında Türkiye’nin ikisi İstanbul’da olmak üzere sadece üç üniversitesi vardı. 1960’da ise, yedi üniversitesi olmuştur.

1950-1960 yılları arasındaki 10 yılda; ilkokul sayısı 12 binden 22 bine, ortaokul sayısı 343’den 688’e, lise sayısı 59 iken 138’e çıkmıştır.

Türkiye 1950 yılında 11 bin hastasına yatak bulabiliyor iken bu rakam 1960 yılında 61 bine çıkarılmıştır.

DP Hükümetleri Türkiye’nin coğrafi bütünlüğünü sağlamış, vatandaşı aş, iş ve ev, hastalanınca yatabileceği yatak, okuyabileceği bir okul sahibi yapmıştır.

Demokrat Parti, milletin iradesini kimse ile taksim etmeme, herkesin hakkına, yerine ve yetkisine razı olması mücadelesini vermiş olması nedeniyle husumetlere ve önyargılara hedef olmuştur.

Halkın, doğru kişileri seçme yeteneğine sahip olduğuna inanmayanları rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlık on sene zarfında ihtilâle dönüşmüş ve Demokrat Parti’nin halktan seçimle aldığı yönetme yetkisi gasp edilmiştir.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan darbe millet iradesi üstünlüğünün, millî egemenliğin hiçe sayılmasıdır.

Demokrasiye olan inançlarının bedelini canlarıyla ödeyen büyük liderler merhum Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan başta olmak üzere ebediyete intikal etmiş olanları rahmetle, bu davayı ayakta tutmak için halen mücadele verenleri saygıyla anmak borcumuzdur.

Yorum bırakın