24 OCAK KARARLARI VE DEMİREL

Adalet Partisi, 14 Ekim 1979 tarihinde yapılan Senato ve Parlamento ara seçimlerinde oyların yüzde 50’sini alınca CHP hükûmeti 16 Ekim 1979 tarihinde istifa etmiş, Süleyman Demirel 6. kez hükûmeti kurmakla görevlendirilmiştir. Demirel tarafından 12 Kasım 1979 tarihinde kurulan hükûmet, 25 Kasım 1979’da güvenoyu alarak görevine başlamıştır.

1979 yılı Ekim’inde yapılan ara seçimlerinde Demirel,  halktan “yokluğu kaldıracağım, akan kana bir çare bulacağım” diyerek oy istemiştir.

Demirel’in başında olduğu azınlık hükümetinin yokluk ve kuyrukları kaldırmak için 24 Ocak 1980 tarihinde aldığı bir dizi ekonomik tedbir tarihe 24 Ocak Kararları diye geçmiş, bu kararlar hep tartışılmıştır.

Cumhurbaşkanı Demirel, 24 Ocak 1994 tarihinde Türk-İş tarafından düzenlenen “24 Ocak kararlarının etkileri, sonuçları ve yeni arayışlar” konulu sempozyuma katılmıştı. 24 Ocak Kararlarına neden gerek duyulduğunu açıklayan Demirel, bu kararların işçi, memur ve çiftçileri ezdiği yönündeki eleştirilere de kendi üslubuyla cevap vermiştir.

Cumhurbaşkanı Demirel, bu sempozyumda özetle şunları söylemiştir:

“1979’un sonunda işbaşına geldiğimiz zaman Türkiye, şu yedi şeyin yokluğu içindeydi.

  1. Devletin merkez bankasında dövizi yoktu.
  2. Devletin hazinesinde para yoktu.
  3. Ülkenin depolarında, petrol yoktu.
  4. Bazı hayatî ihtiyaç maddeleri yoktu. (İlaç, yağ, gübre, ampul)
  5. Üretim yoktu. Çünkü petrol ve hammadde yoktu.
  6. Yatırım yoktu. Çünkü ne iç para, ne de dış para vardı.
  7. İş yoktu. Yatırım ve üretim yoksa iş olmayacağı tabiîdir.

Biz böyle bir Türkiye’yi devraldık. 1. hedefimiz bu “7 YOK”u, “7 VAR” yapmaktı.

24 Ocak kararlarının birinci hedefi Türkiye’yi rahatlatmaktı. Romanya’dan, Bulgaristan’dan ne alabildiysek kamyon kamyon şeker, kamyon kamyon ampul getirmişiz, gemi gemi akaryakıt almışız ve kısa zaman içerisinde -iki, üç ayın içerisinde- Türkiye rahatlamıştır.

Bu kararların birinci merhalesi, söylediğim gibi, Türkiye’yi günlük sıkıntılarından kurtarmaktı kurtardık.

İkinci merhalesi, piyasa ekonomisine doğru yaklaştırmaktı. Çünkü dünya yeni ufuklara açılıyordu. Artık kontrollü ve güdümlü ekonomileri yürütmenin zorlukları vardı. Bir ülkede eğer kalkınma isteniyorsa, o ülke başka ülkelerle aynı düzeye gelebilmeliydi. O ülkenin ürettiği mallar rekabet gücüne haiz olmalıydı.

Öyleyse, serbestiyete doğru bir adım atılmalıydı. Bunlar ikinci merhale. 24 Ocak Kararlarının ikinci merhaledeki başlıkları bu olmalıydı. Bu ülkenin gerçekçi bir kuru olmalıydı. O ülkenin reel bir faiz politikası olmalıydı. O ülkede fiyatlar serbestçe oluşabilmeliydi ve nihayet çalışanlar, o ülkede katma değerden, başka ülkelerle mukayese edilecek bir pay alabilmeliydiler.

İşçinin de, memurunun da, köylünün de; herkesin menfaati, dünyaya uyabilen bir Türkiye’dir. 24 Ocak Kararlarının atmış bulunduğu adım budur. Dünyaya uyabilmek olayı, dünyaya uyabilmenin yollarını açma olayıdır.

24 Ocak Kararlarını alan hükûmetin başkanı benim. 24 Ocak Kararlarının ne olduğu onun kararnamesinde yazılıdır. Bu kararnamede, 10 sene boyunca işçileri ezin, çiftçileri ezin, memurları ezin diye bir kayıt yok. Çiftçilerin, memurların ve işçilerin ezilmesi söz konusu ise; yani daha öncesinde alınmış bulunan siyasî kararlar o neticeyi doğuruyorsa, onları uygulamamak ondan sonra gelen hükûmetlerin elinde.

İyisiyle kötüsüyle icraatları siyasî iktidarların üzerine yüklemek varken, âdeta siyasî iktidarları beraat ettirircesine önceki iktidara ve kararlara bağlamak birbirimizi yanıltmaktan başka bir şeye yaramaz. Türkiye’de de bu kararlar çıktığından beri bu çeşit tartışmalar yapılıyor.

Ülke yönetiminde kararları siyasî erkler alır ve siyasî sorumluluğunu o heyetler taşır. Siyasî iradenin değiştiği yerde yine eski kararlar yoluna devam eder gibi bir kavram yanlıştır.

Binaenaleyh, 1994 yılındaki veya 1984 yılındaki zorlukların arkasında 24 Ocak Kararlarını aramak yanlıştır.

24 Ocak Kararlarının Türkiye’ye verdiği birtakım zararlar varsa, uygulamazsınız, kaldırırsınız geçer gider ve bu zararlardan kurtulursunuz.

Türkiye mazot yokluğundan, akaryakıt yokluğundan şeker yokluğundan, ampul yokluğundan çıkarılmış. Bunlar 24 Ocak’ın hesabına yazılmıyor. Ne yazılıyor? 1980 ile 1990 arasındaki hükûmetlerin, icraatlarından işçiye, memura, köylüye düşen miktar yazılıyor.

1980 ile 1990 arasında geçen 10 sene içinde eğer, eksiler 24 Ocak kararlarının sırtına, artılar o günkü ülkeyi idare edenlere yüklenecekse, bu yanlıştır.

24 Ocak kararları bana göre, o kararları götüren hükûmetin 12 Eylül günü görevi bırakmasıyla yeni bir safhaya girmiştir. Ondan sonra gelen hükûmetler bu kararları alıp yürütmüşse o kararlar, o hükûmetlerindir.

Herkes, her kusuru 24 Ocak Kararlarının üstüne vurmasın. Eğer, vuracaksanız, kararlara değil de bana vurun. Kararın sahibi benim. Deyin ki, arkadaş bu kararları yanlış almışsın. Neyi yanlış almışım; yani Türkiye’yi yokluktan kurtarıverdiysek bunun nesi yanlış?”

Yorum bırakın