14 MAYIS 1950

14 Mayıs 1950, halka kendisini yönetmeye adaylar arasından tercih imkânı tanınmasının ve “milli irade” ilkesinin yaşama geçtiği gündür.

Türk halkının kendisine tanınan bu imkânı kullanmasında Demokrat Parti’nin ve kurucularının verdiği güven önemli rol oynamıştır.

Demokrat Parti’nin iktidara gelişi, hem ekonomik, hem de sosyal manada ülkeye yeni bir heyecan getirmiş, hürriyetçi bir ortam oluşmuş, devlet-halk irtibatı kurulmuş, yakınlık oluşmuştur.

Demirel, Demokrat Partinin iktidara geldiği dönemdeki Türkiye’yi şöyle anlatır:

“ Türkiye, kimsenin kimseden haberinin olmadığı bir ülke idi. Köyde doğup büyüyen bir kişi ancak askere gittiği zaman köyünün dışındaki yeri görüyordu. Ortalama yaş 40’tı ve yüzde 80’i tarımla uğraşan bu ülkenin insanlarının kaderi, kara kağnı, kara sapan, kara çarığa ve kara öküze bağlı idi. Akşam olunca Anadolu bir uçtan bir uca karanlıktı.

Amerikalı iktisatçı Thornburg, 1950 öncesinde Türkiye ile ilgili bir çalışma yapmıştır. Onun raporunda belirttiği hususlar içerisinde bir tanesi o günü tespit bakımından fevkalâde önemlidir. Thornburg diyor ki, “Türkiye, yüzlerce küçük Türkiye’den ibaret bir memlekettir. Birbirinden kopuk, akşam olunca birbirinden habersiz yüzlerce küçük topluluk…”

Böyle bir ülke devralan Demokrat Parti,  Türkiye’yi baştan sona imar ve inşa etmeye koyulmuştur.

Kamu harcamaları bilhassa altyapı yatırımlarını artıracak biçimde önemli ölçüde yükselmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylünün satın alma gücü artırılarak, bir taraftan köylünün hayat standardı yükseltilmiş diğer taraftan devlet ve özel sektör mamulleri için satın alma gücü yaratılmıştır.

Ekonomik kalkınmanın hızlandırılmasına temel teşkil etmek üzere, büyük bir altyapı geliştirme hamlesi bu dönemde başlatılmıştır. Özellikle karayolları ve limanlar, enerji ve sulama tesisleri inşası ile büyük bir imar ve inşaa faaliyetine girişilmiştir.

Sosyal altyapı alanları da ihmal edilmemiş; yurt sathında hastaneler, mektepler inşa edilmiştir. Böylece, kamu kaynaklarının önemlice bir bölümü doğrudan kalkınmaya yönelik bir şekilde kullanılmıştır. Ekonomik kalkınmaya yönlendirilen kamu harcamalarının bütçe içerisindeki payı 1949’da yüzde 8 iken, 1959 yılında yüzde 34’e yükselmiştir.

Demokrat Parti ülkeyi bir uçtan bir uca şantiyeye çevirerek yaptığı muazzam yatırımların ülkeyi borç batağına sürüklendiğini iddia edenler olmuştur ve halen de olmaktadır. Oysa Demokrat Parti hem bu yatırımları yapmış hem de borcumuzun milli gelire oranını düşürmüştür.

Şöyle ki;

Demokrat Parti iktidara geldiğinde devir aldığı toplam devlet borcu 2 milyar 402 milyon TL, 1950 yılının milli geliri 10 milyar 384 milyon TL idi. Devletin borcu milli gelirin yüzde 23’üne eşitti. 1959 yılı sonunda devletin toplam borcu 8 milyar 17 milyon TL olup 1969 yılı milli gelirinin yüzde 17,9 eşittir.

1950’de başlayan DP Hükümetleri kısıtlı imkânlara rağmen Türkiye’yi baştan sona imar ve inşa etmeye koyulmuş, tarım, çalışma ve ticaret yaşamını canlandırmış,  sanayi ve altyapıda da önemli yatırımlara girişmiştir.

Demokrat Parti’nin bu gayretleri, kendisine karşı yapılan 1960 askerî müdahalesiyle yarıda kesilmiştir.

1960 müdahalesi, biçimi ve sonuçları itibariyle, millet iradesinin üstünlüğünün, millî egemenliğin hiçe sayılmasıdır. Bu itibarla, bir yandan demokratik rejimi zedelemiş, bir yandan da temsilcilerine karşı giriştiği ve reva gördüğü haksız muamele nedeniyle milletin gururunu incitmiş, benliğini yaralamıştır.

Demokrasiye olan inançlarının bedelini canlarıyla ödeyen Büyük liderler merhum Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan başta olmak üzere ebediyete intikal etmiş olanları rahmetle, bu davayı ayakta tutmak için mücadele veren çok değerli insanlardan hayatta olanları saygıyla anmak borcumuzdur.

Yorum bırakın