YUNANİSTAN TÜRKİYE’DEN NEDEN KORKUYOR?

Türkiye- Yunanistan ilişkileri zaman zaman gerilir, zaman zaman gevşer, bazen sirtaki oynarız bazen kılıç kalkan… Bugünlerde yine kılıç kalkan oynuyoruz.

Böyle zamanlarda Demirel’e başvurmak gerekir.

Demirel’in, Yunanistan’ın neden sürekli sorun çıkardığına ve Türk-Yunan ilişkilerinin akıbetine ilişkin değerlendirmeleri şöyledir:

Balkanlarda bağımsızlığına kavuşan ilk devlet 1829 yılında Yunanistan’dır.

Yunanistan Cumhuriyete kadar Osmanlı aleyhine büyüyerek gelmiştir. Türkiye’nin aleyhine büyüdüğü için de bir türlü rahat değildir.

Türkiye bir gün güçlenir ve kudret sahibi olur ve benden bu haksızlığı tamir etme yoluna gider mi diye korkmuştur. Hiç bu korkudan kurtulamamıştır.

Bugün askıda olan meselelerimizin tümü bu korkudandır. Yani, büyük ve güçlü bir Türkiye’den korkmuştur. Bu korku, tarihî bir korkudur. Bugünden gelen bir korku değildir. (Harp Akademileri- 26 Haziran 1996)

1975 yılında Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile Brüksel’de buluştuk ve Türk-Yunan münasebetlerini konuşuyoruz. Ben kendisine dedim ki:

  • Adaları tahkim etmek, anlaşmalara aykırıdır. Size bunları tahkim etmemek kaydıyla vermişlerdi. Niçin bu adaları tahkim ettiniz?
  • Sizden korkuyoruz, dedi.
  • Bizden niçin korkuyorsunuz?
  • Birincisi, siz bizden büyüksünüz, ikincisi de siz Osmanlısınız. Buralar eskiden Osmanlı’nındı, biz de onun mirasçısıyız öyleyse burası bize aittir diye bir gün bir genişleme politikası uygulayabilirsiniz.
  • Sayın Karamanlis, Anadolu’nun üç kilometre ucundaki adalara silâh koymak sizin hangi korkunuzu giderir? Bu bizi daha çok tahrik etmez mi? Madem bizden korkuyorsunuz, bizi niye tahrik ediyorsunuz?

Görüyorsunuz, büyüklük ve kudretin yarattığı etkiyi…

Yani bu kaygıyı ve kuşkuyu nasıl ortadan kaldıracağız? O, sizin aleyhinize çalışmak suretiyle, sizi zayıf düşürmek isteyecektir. Sizin menfaat damarlarınızı bir yerde kesmenin yollarını arayacaktır. Olan da odur zaten. Ne kadar iyi niyetli hareket ederseniz edin, olan da odur. (10 Eylül 2003- Güniz Sokak)

Türkiye ve Yunanistan’ın arasındaki bu sorunların çözülmesi için ne gibi tedbirler alınmalıdır?

Birinci tedbir diyaloğun açık olmasıdır.

Yunanistan bu sorunları iç politikasında çok kullanmıştır. Biz hiç kullanmadık.  Mesela ben, bunların başbakanlarına, “Gelin sizinle iyi komşuluk ve dostluk anlaşması yapalım” dediğim zaman, “Ben bunu kendi kamuoyuma söyleyemem” diyorlardı. Onlarda sorumlu mevkilerdeki birisi, bizim sorumlu mevkilerdeki bir arkadaşımıza şöyle diyor; “Türk düşmanlığı benim sermayemdir”

Biz sizden korkuyoruz. Niye korkuyorsunuz? Siz güçlüsünüz. Biz güçlüysek, o zaman bizi tahrik etmeyin; yani hem korkuyorsunuz hem tahrik ediyorsunuz.

Bu mesele tabii kolay kolay durulmaz. Yalnız, Türkiye iyi niyet sahibi bir ülkedir. Büyüklüğe yakışan odur.  Menfaatlerini çok iyi bilir, kendisine gelecek tehditi de çok iyi hesaplar.

Türkiye’nin iyi niyet sahibi olması, barışçı olması zaafı sayılmamalıdır. Onu zaaf sayanlar çok büyük sıkıntıya girerler. (Harp Akademileri- 26 Haziran 1996)

İmparatorluklar kurmuş bir büyük ülkenin, güngörmüş bir sefiri bir gün bana dedi ki, “Anadolu kimin elindeyse, adalar onun elinde olmuştur” Elini de böyle uzattı, dedi ki, “Bu adalar” dedi, “Şu kol var ya, evet, bu kolun parmaklarıdır.”  (22 Mart 2003)

Ege’de 1800 ada ve adacık var. 1453’ten beri bizim olan bu adaların tamamını 100 senede kaybettik ve hepsini Yunanlılar aldı. Vurun Osmanlı’ya, verin Yunan’a… Geriye bir Kıbrıs kaldı. Yunanistan diyor ki, “1800’ü bulacağım.” Biz de diyoruz ki, “Buldurtmayacağız!” Yunanistan bu adaların hiçbirini kendisi almadı. Hepsini düveli muazzama verdi. Zaten Yunanistan’ın kendisi de öyle ortaya çıkmıştır. (Güniz Sokak- 5 Kasım 2003)

Bazı sorunlar vardır ki çözülemez. “Gayri kabili hal” Bu sizin elinizde değildir. Yunanistan’la aramızdaki sorunlar gibi…

Avrupa, Yunanistan’ın ipoteğinde kalmaya devam ederse, Yunanistan Türkiye ile olan meselelerinin hiçbirini çözmez. Çözmez, size (AB) söylüyorum, bizi savaştırırsınız. İki NATO memleketi savaşır mı? Savaştırırsınız bizi. Yarın öyle densizlikler yapar ki, size (AB) güvenerek yapar ve bunun sebebi de siz (AB) olursunuz. (TBMM Dışişleri Komisyonunu kabulü- 25 Şubat 1998)

Yunanistan’ın Ege Denizi’nde ulusal karasuları sınırını 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkartabileceği işaretleri vermesi üzerine Demirel’in başbakanlığındaki hükümet caydırıcı bir önlem olarak Ege Denizi’nde Yunanistan’ın karasularını 6 deniz mili ötesine çıkarmasını ulusal çıkarları açısından tehdit ve saldırgan bir davranış olarak göreceğini ve meşru müdafaadan kaynaklanan haklarını kullanacağını ilan etmiştir.

Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in 15 Nisan1976’da ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’e yazmış olduğu mektupla bu duruma açıklık kazandırılmış ve ABD’den Yunanistan’ın üzerinde etkili olması istenmiştir.

O gün verilen casus belli mesajı günün koşulları gereği 8/6/1995 tarihli TBMM oturumunda teyit edilmiş ve bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

Bu kararın yaratmış olduğu kararlılık ve inandırıcılık hali hazırda Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki beklentilerinin önünde engel olmaya devam etmektedir. (Türk dış politikasında bir lider Süleyman Demirel- Aydın Şıhmantepe-134,135)

Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması, Türkiye’nin, Çanakkale’den Rodos’a kadar bir coğrafyadan, hatta Anadolu’dan dışarı çıkamaması demektir. Ege’ye açılamaması, Anadolu’ya hapsolması demektir. Ayrıca karasuları tek başına bir sorun değildir. Egedeki sorunlar bir paket sorundur. Kıta sahanlığı, FIR hattı gibi ayakları vardır. Bu nedenle Türkiye, Egede 12 mil sorununu her zaman çok önemli saymıştır. Bu, bir devlet politikası ve kararıdır, bütün hükümetler buna uygun davranmış, aynı önemi vermişlerdir.

Demirel, 1995 yılında TBMM’nin karar almasının Türkiye’nin bir kararlılık göstermesi ihtiyacından kaynaklandığını anımsattı ve şu değerlendirmeyi yaptı: “Kararlılık göstermek gerekiyordu. 12 mil konusunun casus belli olması bir devlet kararıydı. Öyle de olması gereken bir konudur. (Fikret Bila- “Demirel: Herkes dış siyaset yapmamalı” 9 Nisan 2005- Milliyet)

Yorum bırakın