TÜRKİYE, KIBRIS’I -BEDELİ NE OLURSA OLSUN-TERK ETMEMELİ

2002 seçimlerinden sonra iktidara gelen Ak Parti yöneticileri, AB üyeliği için çaba sarf ederken önlerine hep Kıbrıs sorunu çıkıyordu. Kıbrıs sorununu çözmeden AB’ye üye olamayacaklarını anlayınca Kıbrıs’ta son 30-40 yıldır yürütülen siyasetin sürdürülmesinden yana olmadıklarını söylemeye başladılar. “Kıbrıs Denktaş’ın şahsi meselesi değildir” “Çözümsüzlük çözüm değildir” seklinde sözler söylemeye başladılar.

2003 ve 2004 yılları bu tartışmaların yoğun yapıldığı yıllardı. Merhum Demirel Güniz Sokaktaki evinde misafirleriyle sohbet ederken Ak Parti yönetiminin asıl meselesinin Kıbrıs’ta çözüm değil AB’den tarih almak olduğunu belirterek şunları söylüyordu:

– AKP AB’den tarih almayı neden bu kadar istiyor? Askere karşı kendilerini korumak için.

O yıllarda Türkiye ve Güniz Sokak Kıbrıs’ı konuşuyordu. Demirel’in o dönemde Kıbrıs konusunda yaptığı değerlendirmeler özetle şöyleydi:

Kıbrıs’ı Osmanlı, Yunan’dan değil, Venediklilerden aldı. Alınması gerekiyordu. Padişah Şeyhülislam’dan burası için fetva istedi. Şeyhülislam Ebussuud Efendi, şahane bir fetva verdi. 1570’te Lala Paşa fethetti.

1878’de geçici olarak vekaleten İngilizlere verildi. Osmanlı, Kıbrıs’ı İngilizlere niye bıraktı? İngilizler, Osmanlı’nın Rusya karşısında zorlandığını görünce, bunu iyi kullandı. “Sizi Ruslardan kurtarırız. Ada yönetimini geçici olarak bize verirseniz,” dediler.

Lozan ile burayı tamamen İngiliz’e bıraktık. 1950’de İngiltere adayı verecek yer aradı.

1960 anlaşmasıyla burada bir devlet kuruldu. 1964 başında Rum tarafının cumhuriyeti kuran ve onu garanti eden anlaşmaları ortadan kaldırmasıyla yıkıldı.

1964 senesinin sonunda İnönü’yü istifaya mecbur ettik. Yeni hükümet kurduk, bende Başbakan Yardımcısı oldum. Kıbrıs benim görev alanıma bırakıldı.

RAUF DENKTAŞ KAYIP!

Bazen gece yarısı bazen sabaha karşı görevliler gelir, beni uyandırırdı. “Lefkoşe’de yeşil hat yer değiştirdi.” “Yapma ya! Savaş yapalım mı?” derdim. “Hayır, ama birkaç tane daha olursa yapmak lazım,” derlerdi. Sonra uyu uyuyabilirsen…

Yahut Magosa’da Namık Kemal Lisesi’ne taş atılmış, gelir yine uyandırırlardı.

Bir gün yine geldiler. “Rauf Denktaş kayıp,” dediler. Kıbrıs’a kaçak olarak girerken Rumlar yakalamış. Bunun için harp çıkardı, ama Denktaş’ı kurtardık.

1967 Geçitkale ve Boğaziçi katliamları oldu. Kıbrıs’a çıkarma yapmaya karar verdik.

NETİCESİ BELLİ OLMAYAN İŞE GİRME

Ben İsmet Paşa’yla görüştüm. İsmet Paşa bana dedi ki, “Kıbrıs halkı, Anadolu’dan 2,5 kat zengin. Evvela onlar, Kıbrıs’ı vatan yapsın. Ayrıca bizim ordu hiç deniz geçmedi. Generaller savaşta belli olur. Neticesi belli olmayan işe girme. Bu işi beceremezsek, Türkiye yara alır. Türkiye ayakta kalırsa, Kıbrıs’ı nasıl olsa bir gün kurtarır.” “Paşa,” dedim. “Ben aldım mesajını.”

Sonra çağırdım generalleri, “Neyiniz var? Kıbrıs’a nasıl çıkacağız?” Dediler ki, “İki tane çıkarma gemimiz var, 150 tane paraşütümüz var, 6 helikopterimiz var, “

Komutan bana dedi ki, “Ben, bana verilen görevi, tam yaparım. Ayağımı Ada’ya tam basarım. Bu işin yarımı olmaz.” Şilep kiralayalım, diye düşündük. Altına cephaneyi, silahları döşeyelim, üstüne askeri oturtalım gidelim. Ya bir torpil yerse yolda? Yani olacak iş değil.

İhsan Sabri Çağlayangil’i çağırdım. Dedim ki, “İş diplomasiye kalıyor. Maceraya giremeyiz. Ama, kuyruğumuzu da dik tutacağız. (Askerimiz zaten Mersin’de idi. Ben de Kurban Bayramı’nda gittim. Askerleri ziyaret ettim.) Bu işten dönemeyiz. Dönemeyeceğimize göre, iş sana kalıyor.”

ÖLEN BİZİZ, ÖLDÜREN ONLAR

Cyrus Vance Ankara’ya geldi. Biz Ada’ya çıkacakmışız gibi sert bir şekilde dedim ki, “Niye geldin?” “Siz Ada’ya çıkacak mısınız?” “Evet çıkacağız,” dedim. (ne ile çıkacaksak…) Önümde Geçitkale’de, Boğaziçi’nde ölen insanların resimleri vardı. Resimleri ona gösterdim.

“Bak!” dedim. Ölen biziz. Öldüren onlar.” Adam çok şaşırdı. “Bana üç gün süre verin” “Ne yapacaksın? ” dedim. “Siz Ada’ya çıkınca ne yapacaksınız?” dedi. “Yunan’ı Ada’dan süreceğiz. Katliamı durduracağız.” Adam dedi ki, “Tamam sizin yapacaklarınızı ben yapacağım.”

Gitti. Dediklerini yaptı. O vartayı da öylece atlattık.

Sonra ben, bizim askerlerimize dedim ki, “Paraşüt alın. -paraşüt alın ama kimse bize paraşüt satmıyor- Yüz gemi yapın. Çeliği Ereğli’den alın, bizim tersanelerde başlayın. 150 helikopter alın. 30 tane nakliye uçağı alın. (Az önce buradaki arkadaşlardan biri söyledi. Genelkurmay Başkanı iki gün önceki, bir konuşmasında bu dediklerimi aynen teyit etmiş.)

Türkiye, 1967-1974 yılları arasında paraşüt, helikopter, çıkarma gemisi, nakliye uçağı almasaydı, 1974’teki müdahaleyi yapamazdık. 1974 müdahalesi olmasa idi orada barış olmazdı.

Türkiye tarihinde Kıbrıs ve Hatay, çok önemli. Hatay’ı iyi hallettik. Kıbrıs’ın da sonunu getirmemiz lâzım.

KEŞKE ADANIN TAMAMINI ALSAYDIK

Bizim yaptığımız yanlışlardan birisi, Ada’nın tümünü almamak, ya da aldığımız kısmı ilhak etmemektir. Keşke tamamını alsaydık. Şimdi gelip bize yalvarsalardı, “Biraz toprak verin,” diye. Şimdi, askıda kaldı. Çözümü zor bir durum var.

Türkiye, bu toprakları bedeli ne olursa olsun, terk etmemeli.

Bakın, Ege’de bin sekiz yüz ada var. Bu adaların tamamı Yunanistan’ın. Biz, bu adaları Fatih’in 1456’da başlatması ile yüz kırk üç yılda aldık. (Alamadığımız bir Malta kaldı.) Bir ayda kaybettik.

ÇÖZÜM, DÜNYAYI MEMNUN ETMEK DEĞİLDİR

Kıbrıs meselesi, Helenizm’le Türk milliyetçiliğinin kavgasıdır. “Uzlaşmayalım,” diyen yok. Uzlaşalım ama, iki devleti kabul edin. Güney’in toprağını çoğaltmayın. Güney’deki Rumları, Kuzey’e sokarsanız, 10 sene sonra kan çıkar.

Çözüm dediğiniz, dünyayı memnun etmek değildir. Dünya seni anlamıyor.

200 bin Müslüman Türk var. Bunların 1-toprağı var, 2-bayrağı var. 3-Devleti var. 4- Bunların garantisi Türkiye var. Bu dört şeyden neyi vereceğiz? Hiçbirini veremeyiz.

DE GAULLE BİR KIBRIS HARİTASI ÇİZDİ

1967 yılında, De Gaulle’e sordum. “Kıbrıs’ta çözüm ne?” Bir Kıbrıs haritası çizdi. Ortadan ikiye böldü. “Burası sizin, burası Yunanlıların çözüm bu,” dedi.

Sorunun çözümsüzlüğünün nedeni Türkiye değil. Yunanistan’ın, Helenizm talebinden vazgeçmemiş olmasıdır. Bu işin başlangıcı Mora İsyanıdır. Bu isyan, 1829 yılında olmuş, 1831’de hedefi Helenizm olarak ilan etmişler.

Kıbrıs’ta taksimi istemiyorlar. Çünkü o zaman Helenizm olmaz. Yedi düvel arkalarında.

Ölen siz, göce maruz kalan siz, suçlu siz.

Kabul edin. Neyi kabul edin? Bunları. Ama haksızlık bu… Bu haksızlık uzlaşmayı engeller.

(SİYASETİN HEM İÇİNDEN HEM DIŞINDAN- Ergün Güneş)

Yorum bırakın