DEMİREL’DEN İYİ PARTİ’YE UYARI

Ülke siyaseti yüzde 50+1 nedeniyle ittifak siyaseti haline geldi. Siyaset artık ittifak korumak, ittifak bozmak ve ittifak kurmak demek oldu.

Siyaset yuvarlak masalarda, lobilerde, kulislerde yapılır hale geldi. Seçmen ikinci plana itildi, liderlerin ve parti yöneticilerinin aralarında oynadığı halkın seyrettiği bir oyun halini aldı.

Bu gidiş doğru bir gidiş değildir.

Parti yönetimleri hangi masaya otururlarsa, hangi ittifakta yer alırlarsa, hangi kararı alırlarsa, hangi adayı desteklerlerse arkalarındaki kitlenin de kendileriyle birlikte hareket edeceğini zannetmektedirler. Bu hesaptaki küçük bir oynama ya da yanılgı zaten bıçak sırtı olan dengeleri alt üst eder.

Demirel, “Siyaset, insan unsurunun yaradılışında ne kadar meçhul, şaşılacak şey varsa, tümünü kucaklayan bir sanattır” der. (Şubat 1986- Bravo Dergisi)

Gelelim asıl mevzuya mevzu şu;

İyi Parti, ittifak/altılı masa içindeki konumunu ve gücünü korumak ve yükseltmek için vitrinini güçlendirmek, “Herkes bize geliyor” algısını yaygınlaştırmak çabası içinde.

İYİ Parti bir süredir katılımlarla ve katılması beklenen isimlerle anılıyor. Genel Başkan Meral Akşener’in bizzat yürüttüğü bilinen transfer çalışmaları çerçevesinde sağda simge olan pek çok isimle görüşmeler yapıldığı, bazı AKP Milletvekilleri ile daha çok yerel düzeyde ilişki kurularak partilerinden istifa etmeleri durumunda “Kapılarının açık” olduğu mesajları verildiği biliniyor. (https://www.birgun.net/haber/aksener-in-masada-liderlik-arayisi-407194)

İYİ Partili dostların keyfine limon sıkmak istemem ama bu tip transferlerin bazı riskler barındırdığını tarihten bir örnekle hatırlatmak isterim.

29 Kasım 1987’de yapılan baskın seçimlerde DYP 53 milletvekili ile Meclis’te üçüncü parti konumuna gelmişti. Ancak bu netice ne Demirel’i ne de partilileri tatmin etmedi. Başarısız olduklarını düşünüyorlardı.

Demirel, 14 Mayıs 1988 tarihinde DYP Olağan Büyük Kongresi açılışında yaptığı konuşmada 29 Kasım 1987 seçimlerini değerlendirdi. Demirel, seçimde aldıkları neticenin arkasındaki nedenleri uzun uzun anlattı.

“İstediğimiz kadar başarılı olamamamızın sebepleri var. Bu sebeplerin çoğu da “devrin gadrından” kaynaklanır,” diyen Demirel’in konuşmasının şu bölümüne -benzerlik açısından- İYİ Parti’nin dikkatini çekmek istiyorum:

  • Lüzumsuz yere ortaya çıkarılan 1980 öncesi, 1980 sonrası kadroları, “eskiler-yeniler” tartışması da gücümüzü azaltmıştır.
  • Geçen 7 sene zarfında partiye gönül verenlerin, güç verenlerin veyahut, partiye sempati duyanların, partiden altından kalkılamayacak kadar beklentilerinin olması, yönetimin işini güçleştirmiş ve olayın tabiatını, “kim yapsa, nasıl yapılsa, hoşnutsuzluk yaratacak” şekle getirmiştir.
  • 1986 Mayıs’ında grup kurulmuştur. Grubun sayısı, partinin kaldıracağı ölçü içinde tutulamamış, verilen sözleri tutma mecburiyetinin faturası da ağır olmuştur. Bir kısım sözler de tutulamamıştır. Bu da partiye, zarar vermiştir. (DYP parlamento dışında sürdürdüğü muhalefeti TBMM çatısı altında da yapabilmek, bu sayede TV’den halka ulaşabilmek için Milliyetçi Demokrasi Partisi kökenli 18 milletvekiliyle 1 ANAP, 1 Halkçı Parti, 1 bağımsız milletvekilini saflarına katmıştı.)

İyi Parti yaptığı bu transferlere ne söz verdi bilemem. Ama bildiğim bir şey var. Seçim takvimi belli olur, listeler YSK teslim edilir, bütün partilerde küskünler harekatı olur. Siyasetçiler egosu yüksek insanlardır. Kendilerinden başkasını beğenmezler. Küskün ve kızgın siyasetçi kadar tehlikeli bir insan türü yoktur. Bu kızgınlarda hesapları bozar.

Demirel, “Siyaset insanoğlunun alacasını ortaya çıkarır” der. (Bu sözü 2002 yılında B. Arınç’ın TBMM başkanlığı için ısrar etmesi nedeniyle söylemişti.)

1987 seçimlerinde MV adaylarının tespit konusu, DYP’de kargaşa yaratmış, Genel İdare Kurulu üyelerinin, listelerde birinci sıraya yerleştirilmeleri karşısında, GİK üyelerine “Kırk Haramiler” diyenler olmuştu.

Hüsamettin Cindoruk o günlerde yaşananları şöyle anlatır:

“Genel İdare Kurulu toplantısında partinin, toplama olan kurucuları, yani Demirel’in yahut bir başkasının çağrısıyla gelen, siyasette fazla pişmemiş arkadaşlarımız milletvekili olma kavgasına giriştiler ve Demirel’i dahi dinlemediler.

Her gün Demirel’in elini öpenler, Güniz Sokak’ta iskemlelerde sıra bekleyenler. Birdenbire milletvekili olma titreşimi içine girmişlerdi. Göz gözü görmüyordu.”

Demirel 25 Şubat 2004 tarihinde Güniz Sokak’ta konuklarıyla sohbet ederken anlattığı şu anekdot o günleri çok güzel tespit ediyor:

1987 yılında, yedi yıl yasaklı dönemden sonra partinin başına geçeli dört gün olmuş, DYP’nin demokrasi mahzeninde 40 arkadaş, milletvekili aday listelerini yapıyoruz. Gürültü patırtı listeler tanzim edildi. Seçim Kuruluna verildi.

Ertesi gün partide dört kişi vardık. Genel Sekreter Gökberk Ergenekon, Sekreter Hülya, Çaycı Ramazan ve Genel Başkan olarak ben…

Bir adam geldi, partiye sadık, sağlam bir partiliydi, bana “Hem kendini hem partiyi batırdın,” dedi. Yahu geleli dört gün olmuş, dört günde ne yaptım da parti battı. Listede ismi yok. Kızgınlığı ondandı.

Yorum bırakın