
Merhum Demirel’i, 98. doğum gününde sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyorum.
Demirel az yaptı, çok yaptı, doğru yaptı, yanlış yaptı ama şunu hiç yapmadı:
Medeni olmayan, meşru olmayan, politik gelenek ve kurallara uymayan hiçbir yola tevessül etmedi.
Karşılaştığı olağanüstü durumlar karşısında dahi, olağan usullere başvurmaktan vazgeçmedi.
Tüm faaliyet ve çalışmalarını meşruiyet ve açıklık içinde yürüttü.
Ne gücünü pekiştirmek ne de oy tabanını toplu tutmak için kimlik siyaseti yapmadı.
Türkiye’nin birliğini, beraberliğini ve iç barışını korumayı her şeyden önemli gördü.
Cumhuriyete sadakatle bağlı kaldı.
Demirel’i 98. doğum gününde onun cumhuriyete ve iç barışa verdiği önemi anlatan görüş ve düşüncelerini aktararak anmak isterim.
“Seksen senenin elli senesini hizmet verdiğim devletime ne olursa olsun diyemem. Cumhuriyet’e, demokratik Cumhuriyet’e sahip çıkacağız” diyen Demirel’i anmanın en iyi yolu bu olacaktır.
– Devlette 50 sene bulundum. Bu devletin en mühim meselesi millî birliğidir iç barıştır. Hiç kimse bunu küçümsemesin. Az yeriz, çok yeriz, fakir oluruz, zengin oluruz, bunlardan önemlisi iç barışın muhafazasıdır.
– İç barış herkes için nimettir. Bunun değerini, iç huzursuzluk, kargaşa, fetret olduğu zaman anlamayalım, aynen sağlığın değerini hastalandığımız zaman anladığımız gibi…
– İç barışı muhafazaya mecburuz. İç barışı muhafazanın şartları vardır. Bu şartlar; Cumhuriyet’in niteliği olarak Anayasamızın ikinci maddesindeki “demokratik, laik, hukuk üstünlüğüne dayalı sosyal devlet” ve hemen onun altındaki ülkesiyle milletiyle bölünmez bütünlüğü korunacak olan üniter devlettir. İç barış için temel çerçeve budur.
– Irk, dil, din, mezhep ve cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm yurttaşların eşitliği ve özgürlüğü fikri; din ve vicdan hürriyetini de teminat altına alan laiklik anlayışı ve üniter devlet yapısı, demokratik cumhuriyet misakının temelini oluşturmaktadır ve milletimizin vazgeçilmez müştereğidir. Bu masayı tutan ayaklardan bir tanesinden vazgeçin, masa devrilir.
– Cumhuriyetin temel nitelikleri, demokratik, lâik, hukuk devleti olma, ülkenin bölünmez bütünlüğü; bunlara sadakatle bağlanmak her Türk vatandaşının vatandaşlık görevidir. Yani Türk vatandaşı bunlara bağlıysa, o zaman Anayasa’dan doğan vatandaşlık hakkına sahiptir. Bunlara bağlı değilse, vatandaşlık iddiası zedelenir.
– Ülkemizde geçmişten gelen farklılıklar vardır; olması doğaldır. Bu farklılıkları bir zenginlik olarak alıp bir millet bütünlüğü içerisinde tutmak önemlidir. Yoksa bu farklılıkları bir ayrıcalık meselesi hâline getirirseniz, bu ülkede evvelâ o ayrıcalığı yapanların huzuru kaçar.
– Üniter devlette, bu ülkenin insanlarının, hepsi bu ülkenin vatandaşlarıdır. Devletin kanunları önünde eşittirler, fırsatta eşittirler, yükte eşittirler, her şeyde eşittirler, bu kuraldır. Bu kurallar varken, ırkî köklere göre, birtakım hareketler içine girmek veya inançlara göre birtakım hareketler içine girmek, Türkiye’nin idaresini fevkalâde zorlaştırır.
– Bu ülkenin doğulusu, batılısı, cumhuriyetin kurucusu ve hissedarıdır. Kimsenin kimseden fazla hakkı yoktur. Eşit haklara ve fırsatlara sahiptir.
– Laik devlet ülkede din ve vicdan hakkını koruyan devlettir. Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve laik devlet duvarlarının zorlanması doğru değildir. Derseniz ki “duvarları deleceğiz,” buna müsaade edilemez.
– Bizi parçalarlar korkusuyla yaşamak doğru değil. Parçalanırız intibasını dışarıya vermemek lazım. Bu da milletin iç içe girmesi ile, Cumhuriyete, devlete sadakatle olur.
– Cumhuriyete sahiplik milletin tümünün sorumluluğundadır.
– Biz bu sistemi, bu düzeni sokakta bulmadık. Bu sistem yürüyecek.

