
Demirel gün gelir milliyetçi-muhafazakar olur, an gelir İslamcı olur, dönem gelir liberal olur. Bütün bunları olurken hep ama hep devletçidir.
Tanıl Bora, yazdığı kitapta Demirel’i böyle tarif etmiş ve konuşlandırmış.
Ülkenin yönetilemez olmasından, fetretten, kargaşadan korkmak bu nedenle de devlet kurumuna hassasiyet göstermek devletçi olmaksa evet Demirel devletçidir.
Bunda bir beis yok ama Tanıl Bora Demirel’in devlet aklının mühendisliğini yaptığını da iddia ediyor. Demirel iki kez askeri darbeyle başbakanlıktan indirilmişse ya devlet aklına sahip çıkmamış ya da devlet demek asker demek değilmiş. Devlet kim o zaman?
Yazara göre komünizm doğruluğu ispatlanmış bir görüş olmalı ve herkes komünist olmalı ki Demirel’in antikomünist olması ve bu yöndeki tutumunu kitap boyunca eleştiri konusu yapmış.
Demirel’e göre, yıkıcı akımların en tehlikesi komünizmdir. Komünizm, bugün dünya nüfusunun yüzde kırkını pençesine almayı başarmıştır.
KOMÜNİZM BİR TEHLİKE DEĞİL MİYDİ?
Komünizm dünyanın yüzde 40’ına yayılmışsa hemen yanı başındaki ülkeye de yayılmasından korkmak paranoya mıdır? Komünizm korkulması gereken bir tehlike değildir midir? Yazar Demirel’in ne yapmasını beklemektedir?
Tanıl Bora, soğuk Savaşla birlikte, Türkiye’de siyasetin merkezine antikomünizmin yerleşmiş olduğunu sadece Demirel’in ve AP’nin değil, CHP ve Ecevit’in de komünizme karşı olduğunu dikkate almamış. Öyle ki TBMM’de Demirel’i “Beynelmilel merkezlerin idare ettiği bu cereyanı niye söndüremediniz?” diye suçlayan CHP’dir.
Demirel’i, Milliyetçi Cephe hükümetleri nedeniyle eleştiren yazar Demirel’in, bu hükümetleri bir cephe oluşturmak için değil ülkeyi uzun süren hükümetsizlikten kurtarmak için kurduğu gerekçesine inanmıyor.
Yazarın buna inanmamak hakkı var. Demirel’in kurduğu hükümetleri savunma ve düşmemeleri için uğraşma hakkı yok çünkü kitap yazarın kitabı.
Tanıl Bora, Milliyetçi Cephe hükümetlerine o kadar karşıdır ki Ecevit’in Güneş Motel ‘de operasyonuyla hükümet düşürmesini dahi makul görebilmektedir.
- Buraya bir Demirel esprisi girmek isterim. Demirel Dördüncü Beş Yıllık (1979-1983) Kalkınma Planı Nedeniyle (TBMM-26.11.1978) yaptığı konuşmada turizm konusunda yaptıklarını anlatır ve konuşmanın sonunu şöyle bağlar:
- Eğer biz, eğer biz motel yapmasaydık, bugünkü hükümet olmazdı zaten.
DEMİREL TÜRKÇÜ MÜ?
Tanıl Bora, Demirel’i Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerine bakışında Türkçü suretinde görüyor.
Onun bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanmalarından duyduğu sevinci, coşkuyu, hamaseti, börkle tepekle karşılanmasını pan-Türkizm işareti sayıyor.
Oysa Demirel bu gelişmeden dış dünyada Türkiye’nin itibarını artırdığı için sevinçlidir.
Demirel’e göre, bu devletler ayakta durabilmeli, Rusya ve İran karşısında bağımsızlıklarını koruyabilmeliydiler. Bölgenin yeniden Rus nüfuzuna girmemesinin değerini ABD ve Batı’ya anlatan Demirel’dir.
DEMİREL’E ŞEDİT BİR KARŞI OLMA HALİ
Bu görüşü nedeniyle Demirel’e şedit bir karşı olma hali içinde olduğu görülüyor ve bu şiddet satır aralarında kendini ele veriyor.
Tanıl Bora’nın sağ kesime ve Demirel’e duyduğu husumet -Avrasya’da olduğu gibi- kitaptaki bütün değerlendirmelere bazen açıktan bazen örtülü damgasını vurmuş.
Adalet Partisinin taşlanması sonrasında Demirel’in kaçtığını iddia edenlerin aktarımları tanıklık olurken kaçmadığını iddia edenlerin yazdıkları Demirel’in itibarını restore etme gayreti oluyor.
Demirel’e karşı olanlar tanıklık ve tasvir yapıyor. Demirel’i savunanların yaptıkları güzellemeye giriyor. Bunun örnekleri kitap boyunca var.
Yazarın, İlber Ortaylı’yı popüler eğlendiriciye dönüşmüş bir tarihçi olarak nitelendirmesinin altında Demirel hakkındaki olumlu sözlerinin değerini azaltma çabası hissediliyor.
YERGİCİ VE MÜZEVİR
Bu kişisel sevmeme hali yazara kitap boyunca Demirel’in ‘yergicisi’ muhalifi ve hasmı dediği Mehmet Turgut ve Demirel’in müzevirlikle suçladığı Gazeteci Cüneyt Arcayürek’in eşlik etmesinden anlaşılıyor.
- Demirel kimden ne isteyeceğini, kimle ne konuşacağını, kimin ne yapabileceğini bilirdi. Bilmesi gerekene, bilmesi gereken kadarını söylerdi. Tek yanıldığı C. Arcayürek olmuştur. Hemen hemen her akşam görüştüğü merhum Cüneyt Arcayürek’le ilişkisi bir gazeteci- cumhurbaşkanı ilişkisi değil, Cüneyt- Süleyman ilişkisi idi ya da Demirel öyle sanıyordu. Merhum Arcayürek, yazdığı kitaplarla Demirel’i çok kızdırdı. Bu konuda şunları söyledi: “Bu bir güven suiistimalidir, iyi niyet suiistimalidir. Bir kişiye güvenmenin böylesine suiistimal edileceği aklımdan geçmedi, hata yapmışım.”
Hakkını vermek gerek Tanıl Bora’nın Demirelologluğu, Cindoruk ve İsmet Sezgin’den daha iyi çünkü o doğduğu andan beri Demirel’e uzak durmuş ama yakından Demirel’i takip etmiş ve dersine iyi çalışmış.
Yazar, kitap için M. Dülger, İ.Kesici, A. Cesur, E. Yerdelen ve İ.Kuyucu ile görüşmüş.
M. Dülger, merkez sağı “tutarsız olmaya hazır” diye tarif ederek kendi siyasi duruşunu tarif etmiş. Zira milletvekili olmak için Ak Partiye geçen kendisidir.
KİMSE DEMİREL’İN BİŞEYSİ DEĞİL
Sayın Dülger ve Sayın Kesici -siyasi destek alamadıkları için- kişisel kızgınlıkları, Sayın Cesur ehem mühim ayrımı yapmaması ve kitaptaki diğer bütün siyasiler gibi kendilerini önemli gösterme gayretleri nedeniyle Tanıl Bora’nın ve onun vasıtasıyla okuyucunun Demirel’i anlamasına faydaları olmamış.
Ayrıca şunu herkesin bilmesinde fayda var. Kendisini Demirel’in veliahtı, manevi evladı, en yakını ya da bişeysi ilan edenler hep oldu. Halen de varlar. Demirel böyle tanımlamalara karşıydı ve hoşlanmazdı.
Kitabın kaynakçasında benim yazdığım “Cümleten Hoş Geldiniz” var ama “Siyasetin Hem İçinden Hem Dışından” yok. Bu kitap yazarın Güniz Sokak sohbetlerini ve atmosferini anlamakta işine yarardı.
KİTAPTA İKİ MADDİ HATA VAR
Kitapta iki maddi hata var: 110. sayfada C. Sunay’a kendisinden sonra kimin cumhurbaşkanı olacağı soruldu denilmiş, kimin genelkurmay başkanı olacağı soruldu olacaktı.
529. sayfada “DYP amblemine Demirel’in fötr şapkasını koydu” denilmiş. Amblemine Demirel’in fötr şapkasını koyan parti Demirel’in DYP’si değildir. Demirel’in DYP’sinin Demokrat Parti adını almasından bir gün sonra kurulan bir tabela partisidir.
Tanıl Bora’nın ‘Demirel’i, Demirel hakkında bu zamana kadar yazılmış kitapların içerisinde en hacimli olan, en çok kaynakçası olan bir kitap.
Tanıl Bora, Nisan 2000’de -Demirel’in cumhurbaşkanlığı görev süresinin uzatılması tartışmaları sırasında- yazdığı makaleyi bir kitaba dönüştürmüş ama çok iyi çalışmış. Yazarı kutluyorum. Demirel sağ olsaydı o da bu çalışmayı ve yazarı tebrik ederdi.
TANIL BORA İYİ ÇALIŞMIŞ
Demirel’le ilgili kenarda köşede bir şey bırakmadan ortaya çıkarmış olan bu çalışma gerçekten övgüyü hak ediyor.
Tanıl Bora’nın bu kitapla ilgili medyascope’de yayınlanan videosunu da izledim. O videoda Demirel’in ‘devlet’ fikrini bu kadar içselleştirmesiyle cumhuriyet sâyesinde meslek sâhibi ve başbakan olabilmesi arasında bir bağ kurduğu için Demirel’e karşı daha anlayışlı buldum.
Aynı malzemeyi bir başka yazar kullansa ortaya bir başka Demirel portresi çıkardı. Tanıl Bora böyle kullanmış ve siyasi görüşüne göre şekillendirmiş.
Tanıl Bora Demirel’i sevmek zorunda değil, siyasetçilerin seveni de olur sevmeyeni de.
HER ŞEYİ AYDINLATMAK FIRSATINI BULAMAZSINIZ
Demirel, siyasetçilerin haksızlığa, husumete ve kötülemelere maruz kalmasının doğal olduğunu söyler ve eklerdi: “Ve her şeyi aydınlatmak fırsatını da bulamazsınız. Bazı şeyler gününde aydınlığa kavuşmaz, bazıları da çok uzun zaman sonra aydınlığa kavuşur.”
Demirel’in ve sağ siyasetin -yazara göre- tutarsızlık ve sarkaç olma halinde siyasetin iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın kesin hatlarla ayırt edilemediği alan olmasını göz ardı etmemesi gerekirdi.
Son seçimlerde soldaki ittifak çalışma ve görüşmelerinde, bu ittifakların milletvekili pazarlıkları ve sıralamalarında yaşananlar, siyasetteki tutarsızlık, fırsatçılık ve pragmatizmin sadece Demirel ve merkez sağda yaşanmadığını da gösterdi.
EDİTÖR OLSA DEMİREL DE TUTARLI OLURDU
Demirel, bir yayınevinin genel yayın yönetmeni ya da bir akademisyen olsaydı, çalışma odasından çıkmadan dünyaya çekidüzen vermeye çalışsaydı daha tutarlı olurdu.
Demirel, şartlarını düzgün hale getirmek için uğraştığı bir ülkede değil şartları düzgün olan bir ülkede siyaset yapsaydı daha az hata yapardı.
Oğuz Atay, “İyi bir hayat hikâyesi yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur.” der.


Demirel’i anlatmak, yazmak için onunla birlikte mücadele etmiş misyonun hikayesini bilenler gerekti.
Bu bile başlı başına ilk düğme yanlış iliklenirse diğerleride yanlış olur, önermesini burada haklı kılıyor.
Bir memur, bir damad, hasbelkader işin son kısmında bulunmuş birileri ancak bu kadar anlatabilirdi zaten.
Siz de biz de Demirel’in sağlığında bunların esame si okunmaz dı.
Kaleminize,yüreğinize sağlık.
Bir lideri ancak Dava arkadaşları anlatır.
BeğenBeğen