DEMİREL, 100 YAŞINDA!

Baba’nın 100. doğum günündeyiz.

Her yıl 1 Kasım’da tüm çalışanlar ortak bir hediye alır ve doğum gününü kutlardık. Bir metin yazardım onu okurduk, ardından beyefendi konuşurdu. Yazdığım metinlerden iki tanesini 100 doğum günü vesilesiyle paylaşıyorum.

1 Kasım 2002

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Sizin doğum gününüzü kutladığımız bugün de ülkemiz ne olacağını bilememenin kaygısı ve ne olursa, neler olurun endişesi içinde bir seçime gidiyor. Meydanlarda liderler değil, Parti Genel Başkanları konuşuyor… İnançsız ve hedefsiz…

Halk oy verecek parti, peşinden gidilecek lider arıyor. Halk ne istediğini ve ne aradığını biliyor.

Halk; bürokratlığı döneminde, şevk ve ilham kaynağını, Türk toprağı ve insanından alan,

Parti Genel Başkanlığında, “Bayrağı bana verin burca dikeyim” diyecek cesareti olan,

Başbakanlığındaki misyonunu, esamesi sadece askere alınırken okunan Hüseyin Onbaşı’nın esamesinin ülke yönetiminde de okunması ve imar edilmiş bir Türkiye olarak açıklayan,

Cumhurbaşkanlığı sırasında; devletin her kademesinde görev yapmış olması, engin tecrübesi, bilgisi ve siyasi deneyimiyle, krizde ve sıkıntılı durumlarda; bunları hukukun içinde kalarak aşacağı yönünde toplumda bir kanaat uyandıran,

Huzura, güvene, adalete, aydınlığa ve refaha, imar ve inşaya yani “Demokrat Büyük Türkiye’ye giden yolda halkı yanına alarak ve halka dayanarak mücadelesini veren bir lider arıyor. 

Halk sizi arıyor!

Biz bunu bilir, bunu söyleriz… Bir şey daha söyleriz:

Sevgi bilgeliktir, Sevgi Demirel’dir, Sevgi ‘Baba’dır, Sevgi sizsiniz, biz sizi çok seviyoruz… Sizi sevenleri de seviyoruz.

1 Kasım 2004

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Hayattan bir yaş daha almanızı kutlamak için bir araya geldik. Bunun sevinci ve heyecanı içindeyiz.

Her insanın çok sevdiği kişiler vardır, gönlünüzle bir daire çizer, bazı kişileri oraya koyarsınız, bizim de böyle dairelerimiz var, ama hepimizin dairesinin içinde siz varsınız.

Biz sizin sevdiklerinizi sevdik, sizi sevenleri sevdik. Bizden çok sevdiklerinizi ve sizi bizden çok sevenleri de kıskandık.

Sizden çok şey öğrendik. En önemlisi de biz bu ülkeyi sevmeyi de sizden öğrendik.

Çocuk oldunuz, iki oğlunu şehit vermiş Zede Nine’nin ağıtı kulaklarınızda kaldı.

Öğrenci oldunuz, köyünüzdeki insanların topluca yağmur duasına çıkışlarını unutmayarak, Türkiye’deki milyonları, yarılmış toprak ile mavi gökyüzü arasına sıkışmaktan kurtarma kavgasına girmeyi hedeflediniz.

Bürokrat oldunuz; mesai arkadaşlarınıza, “Masanıza gelen her kâğıt cansız bir eşya değildir. Bilakis canlıdır. Her kâğıtta 40 -50 kişinin veya daha fazla kimsenin yüzü, heyecanı, asırlık ıstırabı, derdi, kederi, meselesi mevcut olabilir. Evraka bir kâğıt parçası halinde değil, bir insan kütlesi şeklinde muamele edilmesi yerinde olur,” dediniz.

Siyasetçi oldunuz; ızdırap içindeki insanlara “Ben senin haline dayanamam kardeşim. Ben sizin ıstırabınızın çocuğuyum. Seni bu ıstıraptan kurtarmayı bir şeref ve namus meselesi sayarım,” dediniz.

Başbakan oldunuz; hükümeti kurmakla görevlendirme yazınızın olduğu zarfı göstererek “Bu zarf belki 50 gram ağırlığında ama içinde bir halkın umudunu, beklentilerini, inançlarını taşıyor,” dediniz.

Yasaklı oldunuz; “Şu anda düşmanlık içinde değiliz. Düşüncelerimizde sebat içindeyiz. Bu bir inançtır.

“Gökte bu kadar yıldız var ama yalnız, 

Ay ve güneş tutulur” demiş şair. Tutulur ve açılır,” dediniz. Açtınız…

Cumhurbaşkanı oldunuz; her kişinin ve her köşenin umudu, güvencesi, bir sevgi ve muhabbet pınarı oldunuz. Daralanlar, bunalanlar ve susayanlar bu pınardan doya doya, kana kana içtiler.

Ve nihayet vatandaş oldunuz; herkesi dinlemeye ve dertlere derman olmaya devam ettiniz. Eviniz oldu açık, kabulleriniz oldu sıcak. 

Doğum gününüz kutlu olsun.    

Yorum bırakın