Milenyumdan Ne Umduk Ne Bulduk?

1999 yılının son aylarından itibaren dünyada bir milenyum çılgınlığı, başlamıştı. Küresel bir şenlik yaşıyordu dünya. Sanki bir yüzyıl veya bir bin yıl bitmeyecek, yeni milenyum dünyaya barış getirecek, yoksulluk ve açlığı bitirecekti. Milenyumla birlikte sanki boyumuz uzayacaktı. Ne oldu?

Aslında dünyanın ve ülkemizin böyle umutlu olmasının haklı sebepleri vardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Demirel o günlerde bütün konuşmalarında şunları vurguluyordu:

“Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, açık toplum insanlığın ortak değerleri olarak kabul görmektedir. Artık kimse bu değerlere açıkça karşı çıkmamaktadır, çıkamamaktadır. Hakların ve hürriyetlerin bu şekilde evrensel bir mahiyet kazanması, geleceğe ilişkin umutlarımızı da artırmaktadır.

Bugün için, bu dünyadan çok da geride değiliz, pek çok alanda çok başarılarımız var; ekonomi bakımından 16. durumdayız, G 20 üyesiyiz. AB adaylığımız kabul edildi, eğitim, sağlık bakımından pek çok gelişmeler yapmışız.”

Türkiye’yi 2001 Şubat’ında başlayan ekonomik kriz, dünyayı 11 Eylül’de ikiz kulelere çarpan uçak vurdu. Türkiye’de ve dünyada gündem değişti, gidişat değişti. Artık ne Türkiye eski Türkiye, ne dünya eski dünya…

2020 yılındayız, milenyumdan umduğunu bulamamış bir dünyada yaşıyoruz. Düzeleceğine inanan da, umudu olan da yok iyimser olan da yok.  Çünkü bütün dünyada demokrasi geriliyor. Demokrasinin olmadığı yerde insanlık onuru ve insan hayatının kutsallığı ortak paydamız olmaktan çıkıyor.

Demirel, o günlerde hukukun üstünlüğüne vurgu yapıyor ilaveten aklın üstünlüğünün de dikkate alınmasını öneriyordu. Aklın üstünlüğünü yitirdik, seçilmiş krallar yönetiyor dünyayı.

İnsanlık onuru ve insan hayatının kutsallığı ortak payda olmaktan çıkınca ekonomi doyuramıyor, devlet işlemiyor, iklim değişikliği, terörizm, ırkçılık, etnik milliyetçilikle başa çıkılamıyor.

Biz / onlar ayrımına dayalı bir siyaset anlayışı hüküm sürüyor ve herkesin bizi de onları da kendine.

Dünya sudan çıkmış balık gibi. Durumun kötü olduğunu biliyor ancak ne yapacağını bilmiyor. Debelenip duruyor.

Amin Maalouf, “Dünyanın çivisi çıktı” dedikten 10 yıl sonraki kitabı ‘Uygarlıkların Batışı’nda diyor ki; “Adına uygarlık dediğimiz her şeyi her şeyi yok ediyoruz. Toparlanıp dümeni kırmazsak eğer tehlikeden bihaber, buz dağına doğru gidiyoruz. Orkestra, ‘Sana daha yakın olmak için Tanrım’ı çalarken Titanic batıyor.”

Dünyayı kurtaran adam bilim ve teknoloji olacak. İnsanoğlunun üzerinde güç sahibi olacak teknolojiler üretiliyor. Biz içeride birbirimizden korkarken, bazıları otoritenin insanlardan algoritmalara geçmesinden korkuyor.

Yeni bir nesil geliyor ve yeni bir dünya kuruluyor. Çok uzak değil, 30 yıl içinde çok şey değişecek. Bu dünya nasıl bir dünya olur, neler olur bilmiyorum. Bildiğim bir şey var:

Biz ne olacaksa onun bir alt sürümünü/modelini kullanmaya devam ederiz.

Yorum bırakın