Kürtler size oy verirse iyi, vermezse kötü öyle mi?

Bu ülkenin ve devletin iki korkusu var: İrtica ve Kürtçülük yani bölünme ve parçalanma korkusu.

1995 seçimlerinde Refah Partisi birinci parti olmuş ve Cumhurbaşkanı Demirel hükümeti kurma görevini Erbakan’a vermişti. Erbakan yaptığı görüşmelerden netice alamamış ve görevi iade etmişti.

Cumhurbaşkanı Demirel o günlerde Köşk’te mülakat yapıyordu. Mülakatta Demirel’e, hükümeti kurma görevini alan Erbakan’ın ortak bulamadığı adeta dışlandığı hatırlatılarak bu kutuplaşmayı yumuşatmak için bir çaba ya da bir katkısının olup olmayacağı soruldu. Demirel seçimlerin ardından başlayan hükümet kurma sürecini anlattı sonra demokrasi inancının altını çizdi.

Mülakat şöyle devam etti:

– Peki, laik cumhuriyet elden gidiyorsa veya ülke parçalanıyorsa ne olacak? Demokrasiye inanıyorsanız, bunların hiçbirisi olmaz, eğer demokrasiye inanıyorsanız, bir çöküşün içine gidiyoruz gibi korkulara, kâbusa gitmenin hiçbir anlamı yoktur. Ve potansiyel tehlikelere dayanarak suç ve ceza koymaya gidiyorsanız, hukuk üstünlüğünden falan da bahsedemezsiniz.

Eğer bu ülkede halkın bir kısmını diğer kısmından ayırırsak, işte o zaman Türkiye birliğini muhafazada zorluk çekeriz.

Diyorsunuz ki, “Ey benim vatandaşlarım, demokrasi Türkiye birliğinin çimentosudur.” Bu çimentodaki yapıştırıcılık nereden geliyor? Eşitlikten. Buyurun gelin sandık başına, 12 tane legal parti, hangisine istiyorsanız oy kullanın. “Buyurun, 12 tane legal parti” dedikten sonra -legal değilse, sandığın başına götürtmeyecek onu- devletin vatandaştan isteyeceği şey, hür ve serbest olarak oyunu kullanmasıdır. Kullandı mı? Sandıktan çıkan neticeleri bir ayırıma tabi tutarsanız orta yerde ne demokrasi kalır, ne sandığın anlamı kalır, ne de Türkiye birliğini savunabilirsiniz.

Cumhuriyetin temeli eşitliktir, çimentodaki yapıştırıcılık eşitliktir. Şu dört nesneyi korursak bizim demokrasi demokrasi olur; hürriyeti, adaleti, serbestiyeti ve eşitliği.

Bakınız bunları neden yazıyorum:

İstisnasız bütün siyasi partiler seçimlerde Kürtlerin oyuna talip oluyorlar. Seçimler bitiyor, Kürtlerin tercih ettiği siyasi parti vebalı/suçlu muamelesi görüyor. Size oy veren Kürt iyi, vermeyen kötü öyle mi?

Bu parti, partinin yöneticileri, adayları ve oy verenleri eğer seçme ve seçilme hakkına sahip değillerse devletin görevi seçime girmesini engellemektir. Seçme ve seçilme hakkına sahipseler, her seçmen bir oy sahibidir; her oy eşit ağırlığa sahiptir. Kullanılan geçerli oylar arasında üstünlük farkı olamaz.

Dün “analar ağlamasın,” diyenler, bugün elini asker tabutunun üstüne koyup analara şehitlik müjdesi veriyor.

Dün Şivan Perver’le sahne alanlar bugün Demirtaş’ın yazdığı kitaptan rahatsız oluyor ve kimse bu oyunu bozamıyor.

Ben Kürt değilim, Kürt siyasi hareketinin sempatizanı da değilim. Kürtleri inciterek bu ülkede barış içinde yaşayamayız bunu biliyorum. Benim derdim bu.

6 milyon oy almış bir siyasi partiyi ve ona oy verenleri incitirsek ülke çok daha sert siyasi bölünmelere gider ve Türkiye birliğini koruyamayız, bunu biliyorum. Benim derdim bu.

Kürtler, topraklarımızı, laikler inancımızı, muhafazakârlar yaşam tarzımızı elimizden alacaklar korkusuyla yaşayamayız.

Yaşarsak da böyle yaşarız; tedirginlik içinde, diken üstünde, yoksul ve yoksun olarak…

Türkiye gibi homojen olmayan bir ülkede yaşayan herkesin şunu iyi bilmesi ve düşünmesi gerekir? Türkiye, aynı dili konuşan veya aynı dine ve mezhebe ait olan bireylerden meydana gelseydi, toplum içindeki bütün anlaşmazlıklar ve gerginlikler ortadan kalkar mıydı? Elbette hayır. Peki, Türkiye daha mı zengin olurdu? Elbette ki hayır!

Barışın ve iç huzurun yolu, aynı geleceğe inanmak, bireysel özgünlüğünü yaşayabilmek ve birleştirici olarak cumhuriyeti görmekten geçer.

Yorum bırakın